Roma devletini kuran Etrüsklerin, yani Latium'ların /Lazio'ların,
Doğu Karadeniz’den giden Kaşgari (Kasgay) boyundan Laz Türkleri
(Latlar) oldukları artık biliniyor.
İtalya’nın
Lazio futbol takımı çok ünlüdür, As Livorno takımı da, fakat
kökenlerinin nereli olduğu konuşulacak bundan sonra. Lazio
sahilindeki denizin adı ayrıca önemli, o da Turan Suyu, tıpkı
Akdeniz’in Mete Turan’ın Suyu olduğu gibi.
Rize merkez İslâmpaşa mahallesinde Özyurt soyadlı
komşularımın aile lakabı “Tafuliler”. İtalyanca yazılışı
TİVOLİ’dir. İtalya’nın bu ünlü turistik TİVOLİ şehri Rize'de çok
yakın dostlarımın aile kök adı olan "TAFULİ" ile aynıdır.
Belirtmeliyim ki, komşum olan Tafuliler’in Rize’ye geldikleri
yer kendi ifadeleriyle Ural dağlarının doğusudur.
Bilgibağında yerel Rize sözcükleri arıyorum; KOLİVA,
KOLLİVA, GOLİFA gibi sözcükleri yazıp armaya başladım. Koliva
haşlanmış mısır demektir Rize’de, Kıbrıs’ta ve Moldavya’da
haşlanmış buğday ve yeni öğrendim ki Ermenice’de de var; mısır
tarlasındaki bekçi kulübesinin adıdır. Bunu bana söyleyen
Ardeşen’in Öncel köyünden Nuray Akman bey, köklerinin BOLKAR
Türkleri olduğunu, Kafkasların kuzeyinden geldiklerini söyler.
Bu diller ve lehçeler Azerice ve Farsça gibi Kaşgari Türk
dilleri içerisinde görünmektedir.
Yine Nuray Akman der ki; “Doğu Karadeniz’de yaşayan
değişik kökenli gibi görünen bizlerin soyadları tamamen
Türkçe’dir. Bizim soyadlarımız dip kültürümüzdeki aile
bağlarımızı ortaya çıkarmaktadır. Nereli değil kimlerden
olduğumuz bu yolla ortaya çıkıyor.”
Bir ot adı
olan “Livor” yazdım bilgibağına, aradım, bir de “livora”,
bu sözcükler de Lazca ve Rize şivesindendir. İnanılır gibi
değil, “Livor” tıp sözcüğü çıktı, evet, biz de ısırganın acısını
livor otu sürerek yok ederiz. İşte tıpta, Latince
sözcükler içinde ve ne kadar doğal. Latince’nin kökü Lazca
çıkıyor.
Ali Kotan
adlı bir Trabzonlu ressamın sergi duyurusu geldi elime;soyadına
bakınca ilk aklıma gelen Uygur Kaşgar bölgesindeki HOTAN
şehri oldu. Çünkü Rize yerli bezi olan Çerşan orada da aynı
desenle günlük örtü oluyor.
“Latium”
sözcüğünü bilgibağına girmenizi öneririm. Belki de her birimizin
kendi çevresinde bildiği bir çok aile adını burada köy kasaba
adı olarak göreceksiniz.
Tivoli
adıyla girdiğim aşağıdaki siteden bakın neler, ne ilginç şeyler
bulacaksınız:
Tivoli
(antiker Name: Tibur) ist eine Stadt in
Mittelitalien in der Region
Latium, ungefähr 20 km östlich vom Stadtrand
Roms (s.
Karte).
Diyor ki;
Tivoli’nin adı antik Tibur’dan geliyor. Yani Moğol asıllı
bildiğimiz;TİMUR.
Burada Timur adının ne kadar geniş coğrafyada
kullanıldığına tanık olmaktayız; Temir, Demir, Teymür, Teyo.
Macarca Tibor.
Macarlar;
Hun Türkleri, Akhunlardır. Halk çalgılarından biri TULUM
ZURNADIR. Benzer şekilde Romanya’nın bir bölümü Transilvanya
bölgesi Macarca konuşur ve onların da halk çalgısı Tulum
Zurnadır. Bu arada belirtmekte yarar var, Polonyalıların da
Tulum Zurna şenlikleri vardır ve Leh asıllı tarihçi Mustafa
Celalettin Paşa’ya göre onlar da “Yarin yanağından gayri her
şeyde ortak” diyen Akhun’dur.
“TİBOR”,
Macarca erkek adı ve soyadıdır. Macar/Mohacir ressam Katona
TİBOR’u anımsadım; bana bir tablosunu armağan etmişti, evimde
asılıdır.
Keza
Macarlar Akhun (HUNGARİ)kökenli olup, Macarca KOCARİ erkek
adıdır. Benzer şekilde Lazca ve Ermenice, Azerice ve Farsça’da
erkek isimleri ve erkeğe hitap olarak kullanılır.
Hungari
ile Kaşgari arasındaki fonetik yakınlık gibi her iki dilde de
ortaklıklar dikkat çekicidir.
İtalya’ya dönelim; Siena şehrinin halkı bir
şaşkınlık anında "UYYYY!.." diyorlar tıpkı bizim Karadenizliler
gibi.
Şimdi Trabzon Zigana geçidini düşününüz ve lütfen
yerel şiveyle "Zigana" söyleyiniz. Yumuşak bir ğ harfi var yok
gibi, ZİĞANA deriz; olur Siena. Rize’nin ZİVANA
tepesine "Siğana" dediğimiz gibi, o da olur "SİENA" . Bir de
bilgibağında Siena’ya bakınız, dağların doruklarında kurulmuş bu
şehrin manzarası nereye benziyor?
Dağların tepesindeki bu şehrin kuruluşu M.Ö.900
yıllarında ve Etrüskler, yani Ön-Türkler tarafından. Şehrin
yerel şiveyle adı ZEYNA’dır. Yani Karadenizli mitolojik Amazon
kadınların simgesi kadın Zeyna. “Zeyno”, Zeynep yani. Ya da,
yaşlı komşum “Zeynaba” gibi. ZeyneAPA; APA “ata” demektir,
“kadın ata” anlamındadır. Anadolu baştan başa kadın atalarla,
tanrıçalarla doludur.
Siena, like many other Tuscan hill towns, was first settled
in the time of the
Etruscans (c. 900 BC to 400 BC) when it was inhabited by a
tribe called the Saina.
Panorama of Siena at dusk.
Bir de "İtri"
şehri var Lazio'da. Küçücük bir yerin adı. Fakat sanki Kaçkar'ın
yaylalarından denize doğru bakıyorsun, yürek titreten Karadeniz
manzarası! İnsanlar geldikleri yere benzeyen yerde otururlar,
aynı adı buraya verirler. Bunu bir daha düşünüyor insan. Yeni
kuşaklar bilmez; “Itri”, kısaca, Dede Efendi'den daha önce
yaşamış büyük Türk bestekârıdır. (Bkz.
http://en.wikipedia.org/wiki/Itri)
Bir öneri:
Bu yazıda sözünü ettiğimiz İtalya’nın Lazio bölgesini gezmek
için özel bir tur düzenlenmeli. Bir de, Trabzon Spor ile Lazio
Spor’u “Tarihi Şeref Buluşması Maçı“na davet etmeli!
Bir sürpriz daha: Fırtına Deresi’ne biz “Furtuna“ deriz.
Peki İtalya’da Fortuna adıyla ne var dersiniz? Hem de Fırtına
Deresi’nden oraya gittiklerini söylemektedirler. Carl Orff’un,
Carmina Burana oratoryosundaki ünlü koro bölümüdür « Fortuna »,
ne gün kabaracağı bilinmeyen o derenin adı verilen Talih
Tanrısıdır « Fortuna ».
Pazar’ın eski adı neden Atina?
Bilinir ki kavimler göçü doğudan batıyadır. Henüz Karadeniz’de
büyük çökme (MÖ 6500) yaşanmadan önce, sahillerde dalgalar ve
azgın dereler geçit vermezken, dağlardan ovalardan yaylalardan
yürüyerek batıya doğru doğal göçlerle ilkin gidilmiştir. Batıda
sanıldığı gibi henüz insan yoktur, devletler hiç yoktur, ilk
gidenler oralarda yurtlar edinmişlerdir. Anadoluya da böyle
gelinmiştir ve buralarda binlerce yıl kalınmıştır, çünkü
buralrda insan canlısı için elverişli alanlar daha fazlaydı.
Henüz İstanbul ve Çanakkale boğazları kırılmamışken, tonlarca su
bu boğazlardan Karadeniz çökeltisine akmazken (Nuh Tufanı), Alp
dağlarından itibaren kuzeyde kalan topraklar buzlar altındayken
(MÖ 8 binde erime başladı), o dağlara daha ALP /Al Apar /Güneşe
Yükselen adı verilmemişken, yaşanan doğal göçlerden söz
ediyoruz. Asya’da hayat var, fakat Avrupa henüz insansız iken!
Bu ön bilgiden sonra, Rize PAZAR ilçemizin eski adı olan ATİNA
adının kaynağını irdeleyelim; Atina/ Athena /Zeyna
bağlantılarını düşünelim. Pazar, Kaşgar dağlarının sahilindedir,
bu önemli bir belirteçtir. Haydar /Ayder yalasından, Kaçkar
dağlarından buraya inilir. Önce dağda hayat vardı, bu
unutulmamalı. Sahile sonra inilmiştir. Öyleyse insanlar dağdaki
–yayladaki inanışlarını aşağıya sahile ve kurdukları yerlere
adını vermişlerdir. Ki, daha sonra Roma /Latium devletinin
kurucuları da olan bu insanların Roman diliyle de aynı ismi
kullanmalarından daha doğal ne olabilir.
ASENA/ ATİNA /Athena, Roma müzesindeki Ana Kurt heykelidir;
insan yavrusu emziren Ana Kurt, Asena heykeli. Roma şehrini
ve Roma imparatorluğunu kuran Etrüsklerin/Ön-Türklerin eseridir.
Siena/ Saina şehriyle aynı isimdedir.
İtalya’nın
ortasındaki Lazio bölgesinin Doğu Karadeniz’den göçlerle bağını
daha önce anlatmıştım. Şimdi, “Atina” adının Asya kökenli Ana
Kurt Asena ile bağını görelim.
Neydi bir ana
kurdu Etrüsk medeniyetinin simgesi yapan? Bilinen kurt
efsanesinde, büyük kavimler göçü sırasında etrafı sarp dağlarla
çevrili Ergenekon’dan çıkarken insanlara bir kurdun yol
gösterdiği mi? Başka nedenler olabilir mi?
Orta
Toroslarda yaşayan göçer Türkmenlerin öykülerinde bunun
ipuçlarına rastladım. Meğer ki kurtların doğal yaşantısında,
insanların ilk toplu halde yaşadıkları gibi, ilkel komünal
toplum da diyebiliriz, organize olmuş kamu hayatına benzer
özellikleri varmış.
Adana’da
evinde misafir olduğum Yörük kökenli edebiyat öğretmeni Bayram
Uğur öğretmenimizden dinledim. Türkçe kitaplarımızda olması
gereken şeyleri sohbetin içinde fıkra gibi anlatıyordu.
Bayram
öğretmen hanımını tarif ederken, “Ana kurttur benim hanım”
dedi övgüyle. Ben anlamadım, o da tarif etmek gereği duydu.
“Bir ana kurt sadece kendi yavrularını emzirmez” dedi. Eşi,
küçük oğlunu yedirirken komşu çocuklarını topluyormuş, hep
birlikte yediriyormuş. Bu, bizim tüm Anadolu’da yaygın
özelliğimizdir, fakat kurt anasıyla benzetmesi çok ilginçti.
Bu benzetme
muhteşem bir sosyal kültürün ipucuydu. Merakımı görünce devam
etti.
“Kurtlar
toplu yaşarlar. İnlerinde birlikte kalır birlikte ava giderler.
Ava gittiklerinde inde bir tane anne kurt bırakırlar, o diğer
yavru kurtları da emzirir. İndeki yavru kurtları beklemeye
birkaç bekçi kurt bırakırlar. Bekçi kurtlar inin etrafında
birkaç kilometrelik geniş bir dairede dolaşır, tepelerden
öteleri gözlerler; indeki yavrular kendilerinin korunduğunu
hissetmezler, güven içinde büyürler.”
Bekçi
kurtların geniş alanda gözetleme yaptıklarını bilmeyen bir çoban
fıkrası var.
“Köyün
birinde çobanın biri bir kurt yavrusu büyütmüş, onu sürüsüne
bekçi etmiş. Dağda bayırda sürüsünü otlatırken bu kurt hep
uzaklara gidiyor, gözden kayboluyormuş, bir bakıyormuş vadinin
karşı yamacında, bir bakıyormuş vadinin beri yamacında. Bu kurda
güven olmaz deyip onu öldürmüş, yerine köpek almış. Bir süre
sonra etraftaki yamaçlarda kaplanlar aslanlar dolaşmaya
başlamış, birer ikişer koyunları elinden gitmiş. Bekçi kurdu
öldürmekle yanlış ettiğini o zaman anlamış.”
Anne kurtla
ilgili başkalarından da benzer öyküler dinledim.
Örnek 1.
Sevgi Tanin: “Ana Kurt öyküleri ben de dinledim. Ormanda
kaybolan küçük çocukların kurtlar tarafından büyütüldüğüne,
eğitildiğine dair annneannemden öyküler (gerçek olduğunu
söylüyordu) dinledim.”
Örnek 2. Abbas Önen:“Askerdeyken bir arkadaşım anlattı. Babası ava
gitmiş, yolda bir kurt yavrusuna rastlamış, almış eve getirirken
anası peşlerine takılmış, gelmiş. Yavruyu bakıp beslerken anası
günlerce gelip gelip evin etrafında dolaşmış. Yavru kurt büyüyüp
çok sadık bir hayvan olmuş, azarlayınca bile sahibine
sokulurmuş, başını eğip otururmuş.”
Çoğumuz ve
çocuklarımız bilmez bunları. Bunların yerine ninesini kurt yiyen
kırmızı başlıklı kızları biliyoruz.
Oysa Türkmen
kültüründeki ana kurt ZEYNA böyle değil!...
Rize’de Zeyne
ABA denir, Zeyna APA’dan gelir, APA kadın ATA’dır. Böylece
Zeynep haline dönüşmüş bir Zeynapa’mız vardır.
Meğer ki kurt anası anaların hasıymış!
Araştırmacıların Kurt ve Kurd sözcüğünün yukarıda sözünü ettiğim
ana kurdun insancıl ve toplumcu çağrışımlarıyla ilgilenmelerini
isterim. Tarihte var olduğu bilinen MED’lerin Mete Turan Soylu,
yani Kaşgari Türk boylarından olduğu üzerine düşünülmelidir.
Öte yandan
Pers/İran devletinin kurucularının Kaşgari Türkleri olduğu
bilinir. Kacar /Gacara /Goceri/ Kocari / Acari /Acara vb benzer
isimlerle Türk boylarının geniş topraklarda ve Kaşgar (Kaçkar)
dağlarının civarında yaşadıkları bilinir. Perslerin adını veren
eğer PARDUS adındaki, Rize’de konuştuğumuz Kaşgari Türkçesiyle
PARDİ dediğimiz hayvan ise, Ana Tanrıça Kibele’nin kollarının
altında iki pars var ise, biraz daha düşünelim. Asena’dan Atina,
Pars’tan erkek adı olan Paris ve kadın adı Parise olur. Ki
işte, Rize’nin adı PARİSE’den gelecektir. Eğer eski köy ağzıyla
söylenirse, PA hecesi düşük sesle, RİSE ise kuvvetli ve
uzatılarak söylenecektir, ki zamanla hafif söylenen PA hecesi
düşer.
Trabzon’un
ARAKLI ilçesi için de benzer bir durum vardır; Lazca’da ve
Rize’de RAĞNA “örümcek” demektir ve mitolojide bir öyküsü
vardır. Hey Koca Yurt kitabında Halikarnas Balıkçısı anlatır.
Çok iyi dokuma yapan güzel köy kızı ARAKNE’yi kıskanan tanrıça
Atena onunla yarışır ve daha güzel dokuyan ARAKNE’yi
kıskançlığından döver. Arakne bunu onuruna yediremez, kendini
mağaraya asar, bunun üzerine Atena onun cesedini rüzgarda
sallandırır. Halk kendini sallandıran örümceği o Arakne’ye
benzetir, gece örümcek öldürmek günah sayılır. ARAKLI adının
kaynağı ARAKNE görünmektedir.
Trabzon
Maçka’da bulunan “Sümela” da ana tanrıça Kibele’nin diğer
adlarından biridir; Semele’dir. Yine Bodrum’da “Karılar ülkesi”
anlamında olan Karya’nın başında kadın yönetici ve dünyanın ilk
kadın amirali Artemisiya (ARI-TAMİ-SİYA) vardır. Orada,
Helenleri yenen denizci Arı Takımının Anasını görüyoruz.
(age.Halikarnas Balıkçısı)
Fransa’da Doğu Karadeniz Türkçe’sinden İzler
14 Mart
2007’de Paris’te “Soykırım Yapmadık Vatan savunduk” panelinde
İsviçreli Fransız milletvekili Albert Huriet ile sohbet ederken,
soyadının anlamını bilmediğini söyledi. “Huriet” sesdeş olarak
Rize şivesiyle “Hürriyet” demektir. Fransızlar sondaki “T”
harfini çıkartmazlar, olur HURİYE. Bu “Huriye” bizde kadın
ismidir ve Fransızlar tarafından yapılmış olan ünlü özgürlük
heykeli de bir kadındır.
Nehir
gezisinde, Sen nehri boyunca kalkış ve varış yerlerinin adına
bakıyoruz; L’ALMA köprüsünden kalkıp Champs ELYSEE
(Azerice L’alizar gelincik demektir) gider. Lalezar adının
Ardahan’da kız adı olduğu ve kısaltılmış olarak ELİZA denildiği
bilinir. Kaşgari Türkçesiyle bir bağ daha karşımızdaydı; elma
/alma ve lalezar.
Sacra Cor
(Sakra Kor) Kilisesinin adındaki COR adına takıldım. KOR ateş
demektir ve güneş tanrısıyla aynı anlamdadır. Korsika adı da
böyledir, KOR SAKA, İskitler, Skotlar, Asyalı Sibir Türkleridir
ve göç güzergahında İran dağlarından, Kafkaslardan ve
Kaçkarlardan geçiş vardır. (Doğu Karadeniz’de ve İran’da halen
SAKA soyadlı çok insan vardır.
Paris’in eski
adı Keltçe Parisi’dir. Kaşgari Türkmenleri olan Perslerle
sesdeşliğine dikkat; İran’da ve Ermenilerde halen kullanılan
Parise, Peruze, Firuze ile ses bağlantılarına dikkat. Lazca
konuşabilen bir kişi İngiltere’de konuşulan dilde, İngilizce
yazılışlarını bilmiyorsa, sesdeşliğinden yola çıkarak
“vari”,”pida” (ekmek çeşitleri) gibi bir çok ortak sözcüğe
rastlamaktadır.
Beri yandan
Paris ve Heydor (Hector) Truvalı komutanlar Paris şehrinin
kurucuları görünmektedir. Bilinmektedir ki, İda Dağı /Kaz
Dağında ilk güzellik yarışması kadınlar kendi aralarında
yapmışlardır ve bu Karadenizli kadınlara sonradan Amazon adı
verilmiştir.
At binici kadınlar Helenlerin saldırısından o insanları
korumaya çağrı üzerine oraya gitmişlerdir. Bu öykü, ana merkezli
Asya toplumlarına ve Zeyna mitolojisine de uygundur.
Ayrıca
bilinmelidir ki Kaz Dağı adı da bir Tahtacı Alevi öyküsü olan
SARI KIZ efsanesine dayanır; Sarı Kız çok güzeldir, köyün
delikanlılarıyla başı derttedir, herkes bundan şikayetçidir,
babası da kızının yanına iki kaz verip onu dağın başına bırakır,
uzaklaştırır. Sarı kız yumurtanın birini yer birini kuluçkaya
yatırır, gün gelir dağ kazlarla dolar. (Kaz Oğuz kültüründe
önemlidir) Sarı kızın erdiği haberi duyulur, babası kızından
özür dilemeye dağa gider, kızı gerçekten ermiştir. Bundan sonra
ana tanrıçalar onu anmaya güzellik yarışması yaparlar; en güzel
seçilen Sarı Kız katında ermiş olacaktır! (Halikarnas
Balıkçısı’ndan)
Merak ettiğim
bir konu daha vardı, Jan D’ark at binerek savaşan Fransız kadın
kahraman nereli diye. Rehberimiz’in eşiyle aynı yerden, Manş
denizinin güneyinde Bröton bölgesinden. Halk danslarında tıpkı
Doğu Karadeniz gibi omuz ve ayak titretme hareketleri var, az
da olsa tulum zurnaya benzer gayda kullandıkları bilinmektedir.
Bu bölgeden İrlanda’ya ve İskoçya’ya geçişlerin olduğu
düşünülürse tulum zurnanın tarihi seyahati ile Ön-Türklerin
seyahati birlikte görünmektedir.
Fransa’nın
horoz simgesini gördükçe Arhavili Horoz soyadlı arkadaşımı
andım. Yalnız bu horoz’un “1.Fransuva tarafından bir fermanla
ortaya çıktığı biliniyor; veba ve kıtlık yıllarında Fransa’ya
Kanuni tarafından gönderilen tavuk, horoz ve hindileri görünce,
“Her Fransız ailesi bir kümes besleyecek” emrini vermiştir.
Horoz, kümesin simgesidir, yani ailenin beslenmesi yaşaması
demektir.
Fransa’nın
güneyindeki Basklarda ve Katalunlarda Rize yöremizin tipik
ritimlerinden 5/8 ritimle helesa oyunlarının olduğunu, Haluk
Tarcan’ın saptaması olarak bir daha yinelemek isterim.
Katalunca’da çok sayıda Lazca sözcük olduğu bilinmektedir.
Görünen odur
ki, Kavimler göçüyle İtalya’nın, Fransa’nın ve Fransız
Brötonlarının adıyla örtüşen Britanya’nın bağlantısı da var
görünmektedir.
Bir diğer
ilginç benzerlik; Fransızların pastacılıkları meşhurdur. Tıpkı
Rizeli Pazarlı ve Hemşinliler gibi. “Four”, harlı ateştir, yani
fırın demektir. Fournasie, eski Fransız sömürgelerindeki (Güney
Asya’da) bir yanardağın adıdır ve Rize’de FURNESİ, fırınlanmış
(fırın ısı) mısırdan yapılan ekmektir.
Lazlarla İlgili Belgesel Yapanlara Öneri ve Uyarı
Lazca ve Lazlar üzerine çalışan, belgesel yapmak isteyenlere
önerimdir; bu yöredeki soyadlarının tarihi üzerine bir araştırma
yapsınlar. Nerelisin değil, “kimlerdensin, aile lakabınız
aldığınız soyadla aynı mı, aynı değilse ailenizi çevrenizde
hangi adla bilirler?” diye sorulsun. Soyadların etimolojik
kökeni araştırılsın, bakalım Gürcüce mi çıkacak Kaşgari Türkçesi
mi?
Nerelisin sorusunda alınan yanıtta Latince/Roma devlet dilinde
bir sözcükle karşılaşılabilir ve eğer bir çoğumuz gibi
Latincenin kökeninin Ön-Türkçe (Etrüskçe) olduğunu bilmiyorsak
yanılabiliriz.
Roma imparatorluğu döneminde, ticareti elinde bulunduran,
şehirleri vergiye bağlayan bu devlet, vergi topladığı yerlere
kendi askerlerini gönderirken onlara haritalar vermek zorundaydı
ve o haritalarda isimler Roma dilindeydi, yöredeki insanların
konuştuğu dille değil. Zaten insanlar çoğu zaman yaylalarda
yazlık, ovalarda kışlık yaşıyordu; bu Türkmen göçer kültürüdür.
Yapılacak bir şey daha vardır, sahildeki yerleşim yerlerinin
değil, daha eskiyi bize işaret eden DAĞ ve YAYLA isimlerine
bakınız! Bir tane Türk adı olmayan, Kaşgari Türkçe’si olmayan
isim bulamazsınız. Kaçkar dağı mı dediniz; Alp dağları kadar,
hatta And dağları kadar Türkçe’dir. ANZER Yaylası mı dediniz;
Hazer denizi kadar Türkçedir, Azer-bey-can kadar Türkçe’dir.
Ayder yaylası mı dediniz; kibarlaştırılırken ses bozulması
yapıldığından asıl adı HAYDER olup en eski Türk adlarındandır.
Yüceliği nedeniyle ÂLİ (yüce) HAYDAR adı birlikte kullanılır.
Hemşin, Rize, Hopa, Pazar, civarında en fazla kullanılan erkek
ismi Ali HAYDAR adıdır! Bu bile, Azerbeycan ile kökteşliği
göstermeye yeter; HAYDAR BEY CAN. “Can” adına bir açıklama;
Alevi /Bektaşi kültüründe, ki Asya Şaman kültürüyle birleşir,
insan isminin yanına CAN koymak onu kutsamak, Tanrı katına
yüceltmektir. Cem meclisine girenlere “Aramıza hoş geldin … CAN”
denir. Fransız Jan (can)Dark adında da bu vardır; Lazca’da
eklerin bazen öne bazen arkaya gelmelerine de örnektir.
Belirtmekte yarar var, tek tanrılı ilk inanış eski Asya’da olup,
dağın adına TANRI denilmiş, Gök Tanrısıyla aynı anlamda
kullanılmış ve ayrıca TAO inancı DAĞ demek olup eş
anlamdadır.(Kaynak; Nuray Akman)
Araştırmacılara en önemli uyarım şudur:
Gürcü kaynaklarına güvenmeyiniz!Gürcistan, Türkiye
üzerinde yalan haber yaymaktan sabıkalıdır.
Örneğin, Trabzon’a kadar kendilerinin olduğunu iddia eden
tarihçileri vardır. Çok daha önemlisi, Kars ve Ardahan’ın Ruslar
tarafından istendiğini kendi gazetelerinde yazarak dünyaya yalan
haber servis edenler onlardır. Bu yalan haber bizim 1949’da
Nato’ya girmemiz için malzeme olarak kullanıldı, büyük ve
korkunç planın parçasıydı. O gün bu gündür bu yalanın
sonuçlarıyla karşı karşıya bırakıldık!
Son zamanlarda yine Gürcistan üzerinden bir takım etnik ve
kültürel haberler servis edilmektedir ve kimi basın organlarında
bu haberler itibar görmektedir. Gürcistan batılı emperyalist
ülkelerin Kafkasya’daki yalan üretim laboratuarıdır.
Gürcistan’da resmi dil dışında 16 dil daha var olduğu
bilinmektedir, bir çok da farklı inanç grupları vardır. Ne
hazindir ki Gürcistan bugün Lazların Kaşgari boylarından
olduğunu değil kendileriyle aynı kökten olduğu yalanını söyleme
cesaretini göstermektedir. Daha vahim olanı, Doğu Karadeniz
bölgesinde eğitim ve kültür boşluğu yaratılarak, buradaki
insanların Gürcistan üzerinden gelen kültürel baskılara açık
hale gelmelerine fırsat yaratılmaktadır. Asıl tehlike bu
noktadadır.
Lazlarla ilgili belgesel hazırlayanların önce kendileriyle
ilgili özgüvenleri yüksek birikimde olmaları galiba çok daha
önemli görünmektedir.
Herkes kendinden emin olarak, aile bağlarını araştırabilir.
Görülecektir ki kimse başka bir şey değildir, bugünkü
kendisidir. Eğer Avrupa da dip kültürünü araştırırsa görecektir
ki onlar da bir zamanlar Asyalı/Anadolulu idiler.
Burada kısaca belirtmeliyim ki, resmi dil olarak kullanılan
devlet dilinin o devlette yaşayan toplulukların dilinden
farklılaşmaları sınıflı toplumlarla birlikte ortaya çıkmış bir
durumdur. Yöneten hanedanın kendi sanat ve kültürlerini halktan
ayrı yapmaları ile devlet adına bu kültürün egemen kılınması
gibi durumlar bir başka yazımızın konusu olacaktır.
Lazcayı Kaşgari Türkçesi içinde değil de Gürcü dilinde hayal
edenlere sormak gerekir, Gürcistan’da resmi dil hangisidir?
Hıristiyanlıktan önce, çok değil bundan 2 bin yıl önce,
Gürcülerin dini inanışları neydi? Neden bir kısım Gürcüler
Müslümandır? Neden Gürcistan devletinde Müslümanlar yönetimde
değillerdir? Batılı Hıristiyan dostlarının bu iktidarda rolleri
nelerdir? Gürcistan’da kadife devrimler yaptırırken bay Soros
tarafından hangi etnik gruplara neler vaat edildi?
Şimdilerde (Nisan 2007) Trabzon’dan ötesi için yeni AB fonları
sokuldu devreye. “Turizm” adı altında “etnik özellikleri” öne
çıkartan projelere dağıtılmak üzere geliyor bu AB paraları,
neden acaba?
Acaba Lazlarla ilgili belgesel yapması için Funda Özyurt Torun’a
da AB’den para verildi mi? (bkz. www.turkkulturmozaigindelazlarinyeri.com/pk.php)
Belgesel yapanların Doğu Karadeniz’in tarihini ne kadar
bildikleri şüphelidir.
Doğu Karadeniz’e üç kere saldıran Cenevizli korsanlar yüzünden
dağlara kaçarak canını kurtaranlar Lazlardı da, saldıranlar
kimlerdi acaba? Saldıranların etnik kökeni neydi acaba?
Cenevizli-Venedikli Yahudi korsanlardan onları koruyan devlet
hangi devletti acaba; Gürcistan mı yoksa Osmanlı devleti mi?
Akdeniz korsanlarının gemilerinde çift üçgenli bayraklar olurdu.
Bunlar, çaldıkları malları götürüp ticaret yapsın diye
Cenevizlilere verirdi. Bu korsanlar için kimi yazarlar
tarafından “ticaret yapmaya sahillerimize gelirlerdi” denilmesi
hazindir. Amerika’nın Asya ülkelerine savaş açmasına demokrasi
denildiği gibi, soygunun adı ticaret yapmak oluyor.
Bir saptama: Doğu Karadeniz insanı gerek Osmanlı döneminde
gerekse Cumhuriyet döneminde, denizle olan iç içeliği nedeniyle
uzun yıllardan beri batıyla kaynaşmış, ufku geniş, birikimli,
akıllı, çalışkan, üretken insanlardır. Her yerde her alanda
kendilerini göstermişler ve asla ezilmişlik duygusu yaşamamış,
kendilerine acındırmaya girmemişlerdir. 1.Kurtuluş savaşımızda
en fazla şehidi de onlar vermişlerdir.
Şimdilerde küresel tek merkezden yönetilen etnik parçalama,
kültürleri ayrıştırarak insanları yalnızlaştırma ve onları
savunmasız bırakarak kolay yutulur lokmalar haline getirme
savaşının Doğu Karadeniz’de sonuçsuz kalacağına güvenim tamdır.
Bu savaşta kendimizle ilgili tarihsel gerçeklerin bilinmesi en
önemli savunma silahımız olacaktır.