Kütahya’nın Emet ilçesinde seçim çalışması için
dolaşırken yaşlı bir kadının üzerinde gördüm; Rize’de “dolaylık”
dediğimiz şekilde eteğine dolamıştı. Heyecanlandım, yanaştım,
sordum.
“Biz burda yaşlılar kullanırız bunu. İpeklisi
de vardır. Gençlerimiz kullanmaz.” dedi.
Rize’de de
yaşlılar kullanır bu peştemalı. Anlattım, sarıldım kucakladım.
Kameraya aldım.
Emet’e
gelirken Çavdarhisar’daki AYZANOI (AYZANİ) antik bölgesinden,
Zeus (Soz) tapınağının yanından geçmiştik. O peştamal ile Ayzani
adı bir araya geldiğinde çarpıldım. Çünkü, o kadın bendim!
Buralarda ben yaşamıştım!
Annemin
ipekli peştamalı çeyiz sandığımda durur. Bir gün modern bir
giysi yapar giyerim diye saklarım. Rize dokumasıdır.
Çocukluğumda annemin, ninemin ve yaşlı komşularımın günlük
örtüsüydü. Karadeniz’de hâlâ kullanılmaktadır. Bir adı da kara
peştamaldır; siyaha çalar lacivert yollu desenlidir, sarımsı
kırmızı ipekli kenarlıkları vardır.
Çoktandır
görmediğim bir akrabamı görmüş kadar heyecanlandırmıştı beni bu
yaşlı kadın. Nazlatma derlemeye başladığımdan beri böyle
heyecanlar yaşıyorum. Yaşayan bu kültürde binlerce yıllık izler
var. Bu izler Uygur Kaşgari Hotan bezi dokumasına kadar
götürüyor bizi.
Girdim
bilgisunara, “ayzani” yazdım. Karşıma
www.ahmetakyol.net” sitesi çıktı. Kazım Mirşan’ın
bulgularından söz ediyor, Erzurum Cunni mağarasında,
Trabzon’daki bir mağarada, Kütahya Çavdarhisar - Ayzani’de, Doğu
Azerbaycan’da, Altaylarda ve Hakkari Taşlarında bulunan
kabartmalar arasındaki benzerliği anlatıyordu. Aradığımı
bulmuştum.
Bazı
araştırmacılar mağaralardaki kalıntılarla bazı sonuçlara
varırken, bense yaşayan kültürde bulduğum izlerle aynı sonuca
varıyorum. Beni asıl bu heyecanlandırıyor.
“Ayzanoi”
sözcüğü bana hiç yabancı değil. Bu, Aycanönü demektir. Rize
şivesiyle AYZANOĞİ’dir. “Önü, ögü, ögi, oği” yer bildirir;
Eminönü, İnönü gibi. Örneğin, Rize’de “evin önü” anlamında,
“evun oği” denir. Erzurum’da “evün ögü”, Kars’ta “evin ögi”
şeklinde söylendiği gibi.
Rize’de “c”
harfi yerel şiveyle “tz” şeklinde çıkar. Yazarken “z” olarak
gösterilmesi ondandır; “Aycan” ile “Ayzan” aynı
isimdir. Azeri Türkçesinin Kaşgari Türkçesi olduğunu anımsarsak,
“Azerbaycan” ile “Ayzan-i” arasındaki bağı da
kolaylıkla kurabiliriz.
Antik
şehirlerin defalarca deprem gördüğü bilinir. Depremlerin zarar
veremediği yaylalardan buralara yeniden ve yeniden insan
inmiştir. Bu şu demektir, eğer yaylalar ana yaşam alanları
olmasaydı insanoğlu varlığını devam ettiremeyebilir, üst üste
uygarlıklar kurulamayabilirdi.
Şimdi
soralım; yazın yaylada kışın sahilde yaşayan Karadeniz
insanının kültürü nedir? Yayla-göçer kültürü nedir?
Annemin Rize
dokuması ipekli peştemalını Osman Gazi’nin memleketi Kütahya’da,
annesi Hayme Ana’nın (Halime Ana), Devlet Ana’nın eteğinde ve
Emet çarşısında karşıma çıkaran kültür hangi kültürdür?
Kâzım Mirşan
çok haklı. Çok geniş bir coğrafyada Ön-Türklerin izlerini
görüyoruz.
Kimse bize
burada misafir gözüyle bakamaz; annemin ipekli peştemalını
sandığımdan çıkartır önüne koyarım.