Fonetik araştırmalarım sırasında
Özhan Öztürk'ün Karadeniz Ansiklopedik Sözlüğünden alınmış bir
cümleyle karşılaştım. Çaykara’nın Ogene köyünde konuşulan yerli
şiveden alınmıştı ve Rumca diye örnek veriliyordu.
"avuto to oguzi gardeli en hayest, to tsimidithe tipo u koft"
(bu ne akılsız çocuk böyle, beyni hiçbirşey algılamıyor)
Söz konusu cümleyi fonetik olarak
çözdüğümüzde oldukça eski bir Kaşgari lehçesi ile
karşılaşıyoruz. Amasya, Terme ve Tirebolu tarihini anlatan
yazılarda bile yöre halkının Kaşka, Kaşgay, Kaskai olduklarından
söz edilmektedir. Kaçkar dağları ve onun sahilleri için bir
açıklama yapmaya gerek yoktur.
Bugünkü konumuz Çaykara’da
konuşulan dilin Rumca olmadığı üzerinedir. Ya da, Rumca denilen
dil, bizim eski Türk lehçelerimizden biridir ve Pelazglarla,
Akkalarla ve Dor’larla Yunanistan’a gitmiştir; ki onlara bu
isimleri de veren batılı yazarlardır.
Parantez içinde
verilen çevirisi bu cümleyi başka bir dilmiş gibi
göstermektedir. Oysa, kelime kelime çevirdiğimizde eski kaba
şiveyle Rize Türkçesi çıkmaktadır. Derlemeyi yapan kişinin
kendi bildiği Türkçe eğer sadece İstanbul Türkçesi ise,
elbetteki mevcut harfler de bu şiveyi yazmaya yetmeyecek, hatta
İngilizce alfabe bile kullanacaktır, ki, yukarıda böyle olduğu
anlaşılmaktadır.
Yerel Türkçe’deki
vurguları, harf düşmelerini, benzetmeleri bilmeyen birisi için,
Çaykara şivesi oldukça uzak bir şivedir. Örneğin, “H” sesi, “kh”
gibi gırtlaktan çıkartılır. “Odur” derken, son ses r harfi
düşer, bazen vurgulanan şeye göre baştaki “o” düşer, geriye DU
kalır. “Ts” yazılan ses, yerli şivede “çay” derkenki gibi, “c-s”
arasında bir sestir, fakat nedense yazarlarımızda bu sesi
İngiliz alfabesiyle yazma eğilimi vardır. “Tsimidithe”, cimidisi
olarak pekala yazılabilirdi. Arkeolojik yazılarda görüldüğü gibi
tarih yazarlarımızda da özel isimleri yazarken Latinceye kaçma
alışkanlığı vardır.
Örneğin, Bedri Dede
(Mithridates) tarafından Trabzon’da kurulan krallığı daha sonra
yöneten Laudice, doğrudan Lat Ece veya kraliçe Lat olarak
yazılabilir. Çünkü adında var olan “ice”, zaten kraliçe
demektir. Elbette, Lat ile Lât arasındaki Kaşgari lehçesi
farkını bilmek de önemlidir, ki o zaman Laud yazmak gerekmezdi.
Bu arada Karadeniz’e yakışan bir de kadın kraliçemizin olduğunu
öğrenmiş oldunuz. Tur Apa’ların diyarına da bu yakışırdı.
Ben de zaten tarih
yazarlarına değil, yöre insanına anlatmaya çalışacağım, ki onlar
bu cümleyi benden daha iyi çözeceklerdir. Hiç okuma yazma
bilmeyen Rizeli yaşlı birisinin doğal haliyle bu cümleyi
söylendiğini hayal etmek burada önemlidir.
Ansiklopedide:
"avuto to oguzi gardeli en hayest, to tsimidithe tipo u koft"
Rize şivesiyle:
“Haudu da
okuzun gerdeli, en haysi, du cimidisi, tepe, u, kofti.
Sözcükleri açalım:
Hau: Habu.
“Habu diyar…” gibi, ön ektir.
Habudu (r):
İşte bu odur. İhtimaldir ki türkülerimizde geçen” Habu diyar”
eskiden “habudur yar” idi.
Hau-du da;
“da” hecesi Kaşgari Türk lehçelerinde geleneksel vurgu
hecesidir. “İşte bunu vurguluyorum ki, anlamındadır.
Okuzun:
Öküzün. Hızlı söylerken ses “ogzi” çıkar.
Gerdel:.
Öküze verilen sulu yemek kabı, tahta kova. Gerdel kadar koca
kafalı, çünkü öküzün kafası bu gerdele girecek kadar kocamandır.
En haysi: en hası,
tam örnek.
Du: İdur, oyledu,
öyledir. Kısaltılır, son hecesi söylenir; “DU“
Cimidi: Beyin,
insanın tepesi. (Hakaret sırasında kullanılır) Kafa tasının
benzetildiği, Kars’ta çömçe (kepçe), eski “com ici”, comizi,
cimdzi, cimidi’dir. Cimidi’si kof, comcesi boş, kepçesi boş
demektir.
Cimidisi tepe, uu
koftu: Tepesindeki cimidi o kadar kof’tur. Uuu kaa; O kadar çok.
“Uu” vurgulu ve inceltilir, ne kadar çok kof olduğunu bu “Uuu”
ifade eder.
Daha fazla sözü eski şiveyi bilenler söyleyecektir.
Ayrıca bilenler bilir ki, yörede yaşatılan Şaman gelenekleri ve
özel kaval işaret eder ki (Pan olmalı), Çaykara’lılar en eski
Oğuz Kültürünü temsil etmektedirler.
Anımsatma: Lat Ana, Didinana/Sümele/Kibele’dir. Lazca;
Latca’dır, Latince’nin altındaki dildir.