Ana sayfa

Feretiko Nedir?

Dünden Bugüne Feretiko

Feretikonun Özellikleri

Ürünlerimiz

Desen Çesitlerimiz

Feretiko Giyim

Basında Feretiko

Rize Tarihi

Rize Resimleri

Sık Sorulan Sorular

Bize Ulasın

Ceneviz/Cinibiz Kaleleri

 

Rize il sınırları içerisinde bilinen dört adet Ceneviz kalesi vardır; Rize merkezde, Pazar Elmalı köyünde,  Çamlıhemşin Çat yolunda “Zilkale” (Zulum Kalesi olmalı) ve Çatkale köyü üzerinde “Kaleibala” (Belâ Kalesi olmalı).

Bu kalelere Rize’de Ceneviz kalesi anlamında Cinibiz Kalesi denir. İstanbul Galata kulesi, Kıbrıs Ceneviz Kaleleri gibi çok sayıda Cinibiz Kalesi ve kulesi vardır. Halikarnas Balıkçısı antik Bodrum’u anlatırken, Kariya kraliçesi Amiral Artemisiya’nın yaptırdığı, yedi harikadan biri olan Musole’nin, Cinibizli korsanlar tarafından yıkılarak mermer sütunlarının kale yapımında kullanıldığından söz eder. İlginçtir, tıpkı Rizeliler gibi o da, “Cinibiz” deyimini kullanır.

Sosyolojik bulgular Cinibizli korsanların Yahudi olduklarına işaret etmektedir.

Cenevizli korsanlar Romalılar zamanında Anadolu’nun her bir yanına kaleler yaptırmış, soygunlar yapmış, halkın elinden aldıklarını Roma askerlerine satmış, götürdüklerini Avrupa’da derebeylerine satmış ve  çok zengin olmuşlardı. Fatih Sultan Mehmet’e borç para veren Galata bankerleri de onlardı.

Romalı Çiçeron’un, “savaşlarımız sırasında asalak bir sınıf doğdu” dediği sınıf Cenevizli korsanlardır. Anadolu’da halk arasındaki adları “Çiçeron’un piçleri” idi.

Tüm Karadeniz sahili boyunca yaşamış kavimler ve boylar birbiri ile akraba ve kaynaşmış oldukları halde Cenevizlilerden kalma her hangi bir insan varlığı söz konusu dahi olmamıştır. Çünkü kalelerindeki askerler Mısır’dan getirdikleri Kıptilerdi. Öte yandan, yaşadığımız topraklara Rum Diyarı adını verdirenler de aynı korsanlardı.

Roma İmparatorluğunun buralarda varlığının sona ermesi, bu kaleleri yapan korsanların, Selçuklu döneminde buralardan def edilmesiyle ilgili görünmektedir. Ancak MÖ.301’de kurulan Trabzon Bedri Dede krallığı zamanında, İskender’in saldırılarına karşı 40 yıl süren direniş savaşları bilinmektedir; Abazya’dan Sinop’a kadar, başkenti Amasya olan bu krallığın efsanesi Bedrin Aslanları şeklinde destanlaşmıştır. İskender’in Terme’den kaçırıp evlendiği “Panteyze” adlı Amazon baş savaşçı kadın bu savaşların bir başka bölümünde anlatılır. 

Romalıların, Doğu Karadeniz’de İsa’dan önceki yıllarda, Ana Tanrıça Kıbele’nin ve tanrıça Atena’nın makamsal sembolü olan efsanevi altın koç başı/ “altın post” arayışları, daha sonraları Haçlı seferleri şeklinde sürdü. Bu savaşlar 2000’li yıllarda küreselleşme ve “serbest piyasa” adı altında ulus devletleri ele geçirmeye yönelik yeni savaş taktikleriyle sürmekte, yeni Cinibizli korsanlar yeni Hristiyan haçlı seferleri düzenlemektedirler.

Ceneviz kalelerine Cinibiz Kalesi denilmesindeki sırrı çözmek için sözcüğün fonetik açılımına bakmak yeterlidir; “Cini piz”.

Yeni yılda yeni araştırmalarda buluşmak üzere…

Esenlikle ve akıl sağlığınızı korumanız dileğiyle.

29.12.2007

         Mahiye Morgül

 

 

Merhabalar,

Geçen gün Mahiye hanımım Ceneviz başlıklı yazısını okurken aklıma bir soru takıldı ve bu konuda elimdeki kaynakları ve interneti taramaya başladım, ancak pek fazla sonuca ulaşamadım... Daha doğrusu Mahiye hanımın başka bir yazısının dışında bir sonuca ulaşamadım. Sorum şudur; sözünü ettiğiniz m.ö. 301 yılında kurulan Trabzon Bedri Dede Krallığı ile Yunanların deyimi ile Mithridates'in(İranlıların deyimi ile Mihrabad'ın) Pontos Satraplığı arasında bir ilişki var mıdır? Var ise bunu derinlemesine, belgeleriyle araştıran kaynaklar var mıdır? Bedrin aslanları diyorsunuz... Bu  M.A.Ersoy'un da Çanakkale Savaşı'na atıfta bulunarak bahsettiği, Hz.Umeyr'in Bedir savaşındaki yandaşları değil midir? 'Büyük İskender'in Bedri Dede Krallığı ve Bedrin Askerleri ile olan savaşını' konu alan kaynaklar biliyor musunuz? Eğer varsa bunları ben de incelemek isterim, bir Oflu olarak karadeniz tarihine özel ilgim bulunuyor.

Ayrıca yazınızı okumak benim açımdan başka ilginç bir şeyi keşfetmemi sağladı... Babaannem, çocukluğumda çekingen olduğum için bana kızanlara kızarak, benim hakkımda "ha bunun boyle ogzi  goründuğuna bagmayun, fena cinibozdur bu haberiniz ola..." derdi.
Yıllardır anladığım(hatta ogzinin öksüzüncinibozun ise cimcozun yanlış ve şiveli telafuzu olduğunu düşündüğüm) ama nereden çıktığını bilmediğim bu sözlerin Özhan Öztürk'ün Karadeniz Ansiklopedik Sözlüğünde  ciniviz, çiniviz maddesinin karşılığını okuduğumda keşfetmiş oldum :)
Karşılığı;
 Çok zeki, anasının gözü, becerikli; daha çok çocuklar için kullanılırdı (Giresun, Trabzon, Rize), TS 46, AKÇ 183
Kuzeyden güneye tüm karadeniz sahilinde ticaret kolonileri kuran ve parlak zekaları ile halk arasında ünlenen Cenevizlilere atıf yapılmaktadır(Osmanlı döneminde Cenova, Ceneviz adıyla anılırdı) G 39, RK 100, TS, MS63; cineviz SD277(Kastamonu, Kırşehir); cinivizler (Maçka Kadrol köyünde sülele adı); Trabzon Rumcası çinivits (Sürmene Ohşoşo); cincivat "açık göz çocuk" MU514; cinoz SD278 "şeytan, müfsit" (Kastamonu).
Trabzon'da çocukların karakteriyle çeşitli halkları özdeşleştirme gelenekleri bulunmaktaydı. Örneğin ana Rumca konuşulan Çaykara Ogene köyünde çocuklar için: 
Çiniviz (uyanık, akıllı); 

Oğuz, saf,

 Ermeni (vahşi, aksi); 

Mengrel (ele avuca sığmaz, çok yaramaz) tanımları yapılırdı:
"Acino to gardeli omon çinivizis en, ulla egrikay" (Şu çocuk Ciniviz gibi, her şeyi anlıyor)
"avuto to oguzi gardeli en hayest, to tsimidithe tipo u koft" (bu ne akılsız çocuk böyle, beyni hiçbirşey algılamıyor)
"omon ermenis erthes etarashises avuto te peskes" (Ermeni gibi geldin buraları alt üst etin)
"ya ter son prosopos, asa aksiluche omon mengrelis eyentusuri" (Yüzüne baksana, aksiliklerinden Mengrel gibi olmuşsun)
Bryer ve Winfield'in Laz'lara ait dikkate değer bir saptaması Lazların tarihi belleğinde eski harabe ve yapıların çoğunlukla Cenevizli hıristiyanlara atfedildiği üzerinedir BW 18.
Hopa Peroniti'de bulunan ve şimdiye dek hiç araştırma konusu olmamış küçük kilise/şapel kalıntısı için köylüler Ceneviz yapısı olduğunu belirtmektedir.

Sonuçta Ogzinin Oğuz Cinibozun ise Ciniviz/Ceneviz olabileceği ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Oğuzu kötülemek gibi algılanabilir, ama kültürel etkileşim ve nesilden nesile gelen aktarımlar sonucu dilimize anlamını bilmediğimiz bazı kelimeler yerleşebilir.
Yazınız sayesinde aklıma takılan ve ne olduğunu düşündüğüm sözlerin yüksek ihtimalle karşılığını keşfetmiş bulunuyorum:)
Tüm partili arkadaşların yeni yılını kutluyorum!

Şafak Terzi 

 

 

 

Kastamonu çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih öncesi çağlara âit kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1780-1200 senelerinde Sümerlerin bir kolu olan Kaşkalar (Gaslar) bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği teşkil eden Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde bulunmuştur. Hititlerden sonra Kimmerler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Bilâhare Frikler ve Lidyalılar bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 6. asırda Perslerin M.Ö. 4. asırda ise Makedonya Kralı İskender tarafından istilâya uğramıştır. Makedonya istilâsı ile bâzı İyon siteleri Kastamonu sâhiline yerleşmişler ve bilâhare Pers asıllı Pontus Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 1. asırda Romalılar Pontus Krallığını ortadan kaldırıp kendisine ilhak edince bu bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine geçmiştir.

M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür. Bizanslılar bu bölgeye “Paflagonya” ismi vermişlerdir. Bizans imparatorluk hanedânı(âilesi)ndan Kommenoslar bu bölgedendir

 

info@karadenizdiyari.com ,

erhansahin@karadenizdiyari.com,

aliyildiz@karadenizdiyari.com ,

 esra@karadenizdiyari.com,

rabia@karadenizdiyari.com ,

 

 

 

 

 

 

 

            Çaykara’da Konuşulan Çok Eski Bir Türkçe’dir

 

Fonetik araştırmalarım sırasında Özhan Öztürk'ün Karadeniz Ansiklopedik Sözlüğünden alınmış bir cümleyle karşılaştım. Çaykara’nın Ogene köyünde konuşulan yerli şiveden alınmıştı ve Rumca diye örnek veriliyordu.

Söz konusu cümleyi fonetik olarak çözdüğümüzde oldukça eski bir Kaşgari lehçesi ile karşılaşıyoruz. Persler gibi, Uygur Kaşgarlarından gelmiş anlamında, hemen bütün tarihçiler Karadeniz’in yerli halkı için Kaşgari bağlantısı kurmaktadır. Amasya, Terme ve Tirebolu tarihini anlatan yazılarda bile yöre halkının Kaşka, Kaşgay, Kaskai olduklarından söz edilmektedir. (Kaçkar dağları ve onun sahilleri için bir açıklama yapmaya gerek yoktur.)

Bugünkü konumuz Çaykara’da konuşulan dilin Rumca olmadığı üzerinedir. Ya da, Rumca denilen dil, bizim eski Türk lehçelerimizden biridir ve Pelazglarla, Akkalarla ve Dor’larla Yunanistan’a gitmiştir; ki onlara bu isimleri de veren batılı yazarlardır.

Sözkonusu ansiklopedik sözlükten alınmış olan cümle:

 

"avuto to oguzi gardeli en hayest, to tsimidithe tipo u koft" (bu ne akılsız çocuk böyle, beyni hiçbirşey algılamıyor)

 

Parantez içinde verilen çevirisi bu cümleyi başka bir dilmiş gibi göstermektedir. Oysa, kelime kelime çevirdiğimizde eski kaba şiveyle Rize Türkçesi  çıkmaktadır. Derlemeyi yapan kişinin kendi bildiği Türkçe eğer sadece İstanbul Türkçesi ise, elbetteki mevcut harfler de bu şiveyi yazmaya yetmeyecek, hatta İngilizce alfabe bile kullanacaktır, ki, yukarıda böyle olduğu anlaşılmaktadır.

Yerel Türkçe’deki  vurguları, harf düşmelerini, benzetmeleri bilmeyen birisi için, Çaykara şivesi oldukça uzak bir şivedir. Örneğin, “H” sesi, “kh” gibi gırtlaktan çıkartılır. “Odur” derken, son ses r harfi düşer, bazen  vurgulanan şeye göre baştaki “o” düşer, geriye DU kalır. “Ts” yazılan ses, yerli şivede “çay” derkenki gibi, “c-s” arasında bir sestir, fakat nedense yazarlarımızda bu sesi İngiliz alfabesiyle yazma eğilimi vardır. “Tsimidithe”, cimidisi olarak pekala yazılabilirdi. Arkeolojik yazılarda görüldüğü gibi tarih yazarlarımızda da Latinceye kaçma alışkanlığı var.

Örneğin, Trabzon Bedri Dede (Mitridates) tarafından kurulan Krallığı daha sonra yöneten Laudice, doğrudan Lat Ece veya kraliçe Lat olarak yazılabilir. Çünkü adında var olan “ice”, zaten kraliçe demektir. Elbette, Lat ile Lât arasındaki Kaşgari lehçesi farkını bilmek de önemlidir, ki o zaman Laud yazmak gerekmezdi. Bu arada Karadeniz’e yakışan bir de kadın kraliçemizin olduğunu öğrenmiş olduk. Tur Apa’ların diyarı Trabzon’a da bu yakışırdı.

Ben de zaten tarih yazarlarına değil, yöre insanına anlatmaya çalışacağım, ki onlar bu cümleyi benden daha iyi çözeceklerdir. Hiç okuma yazma bilmeyen Rizeli yaşlı birisinin doğal haliyle bu cümleyi söylendiğini hayal etmek burada önemlidir.

 

Ansiklopedide: "avuto to oguzi gardeli en hayest, to tsimidithe tipo u koft"

Rize şivesiyle: “Haudu da okuzun gerdeli, en haysi, du cimidisi, tepe, u, kofti.

            Sözcükleri açalım:

Hau: Habu.  “Habu diyar…”  gibi, ön ektir.

Habudu (r): İşte bu odur. İhtimaldir ki türkülerimizde geçen” Habu diyar”  eskiden “habudur yar” idi.

Hau-du da; “da” hecesi Kaşgari Türk lehçelerinde geleneksel vurgu hecesidir. “İşte bunu vurguluyorum ki, anlamındadır.

Okuzun: Öküzün. Hızlı söylerken ses “ogzi” çıkar.

Gerdel:. Öküze verilen sulu yemek kabı, tahta kova. Gerdel kadar koca kafalı, çünkü öküzün kafası bu gerdele girecek kadar kocamandır.

En haysi: en hası, tam örnek.

Du: İdur, oyledu, öyledir. Kısaltılır, son hecesi söylenir; “DU“

Cimidi: Beyin, insanın tepesi. (Hakaret sırasında kullanılır)

Tepe, u koftu: Tepesi oyle kof’tur. “Uu” vurgulu ve inceltilir, ne kadar çok kof olduğunu bu “Uuu” ifade eder.

            Daha fazla sözü eski şiveyi bilenler söyleyecektir.

            Anımsatma: Lat Ana, Didinana/Sümele/Kibele’dir. Lazca, Latca’dır, Latince’nin altındaki dildir.

            İlgilisine:

www.hermetics.org”,

 “www.birebir.net/detay.asp?d=mithridates”,

www.turkish-media.com/forum”, 

Bilgisunarda aramak için: Tirebolu Tarihi, Amasya Tarihi, Terme Tarihi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarihçi Alexander Başmakof insanlığın geçmişinin esrarı hakkında şunu yazmıştır;  "Tarih öncesi (prehistorik) devirlere ait anahtarlar halen Kafkas ve Pirene (Bask) Dağları'nın yüksek vadilerinde yaşayan  kavimlerin elindedir."

Basklar, İspanya'nın Pirene Dağları ve Atlantik Okyanusu kıyıları ile Fransa hududu yakınlarında yaşayan Avrupa'nın en eski bir değişmemiş kavmidir. Basklar dürüstlükleri, enerjik tavırları, sadakatleri ile temayüz etmiş bir millet olup aynı zamanda hala büyü ve büyücülüğe inanırlar. Çok batılı Bask'lar ırken ve lisanen Kafkasya’nın Abhaz-Abaza kavmine akrabadırlar (Tarihte Kafkasya) isimli kitabında Gen. I. Berkok, Bask’ların, Abask Abhaz, ırkı ile aynı soydan geldiklerini açıklayarak izah eder. Bunlara Kafkasya'da hala ‘Baskheg' diye hitap edildiğinden bahseder.

Böylece Atlantis efsanesi ile Etrüsk ve Bask'ların ilişkilerini açıkça ortaya koymuş olduk. Etrüsk ve Bask’ların da Kafkas, Çerkez-Adige ve Abhaz kavmi ile yakın ilişkileri de inkar edilmez bir tarihi gerçektir.

 

http://www.hermetics.org/kafkas.htmlitikatları

http://www.birebir.net/detay.asp?d=mithridates

 

http://www.turkish-media.com/forum/index.php?showtopic=97757&mode=threaded

 

Amasya Tarihinde Bedri Dede  Kırım’da ölmüş.

Oğulları da aynı isimde fakat, ölünce karısı yönetmiş kırallığı gelinin adı Loudice (Latece okuyuşlu) çıkıyor.

 

“Tirebolu Tarihi”, Prof. Faruk Sümer’den alıntılar önemli.

Pirene (Bask) dağları; Peri Ana olur.

Basklar Kafkasyalı, Abaz’dır. A, düşer, BASH/Maz / Bas, aynı dır.

 

 

 
Anasayfa