Çin’i 600 yıl yöneten Türk hanedanlarından Donk Hanedanı döneminde
mavi mine porselen fincanda içilen çay üzerine Şair Luwuh’un bir
şiiri:
Bir fincan dudaklarımı ıslatır
İkincisi beni yalnızlıktan kurtarır
Üçüncüsü içimdeki binlerce düşü kımıldatır
Dördüncüsü hafifçe terletir
Ve bütün sıkıntılarım benden uzaklaşır
Beşincisinde tertemiz olurum
Altıncısı beni sonsuzluğa götürür
Yedincisi ah!..
Daha fazla içemem!
Yalnızca serin rüzgarın beni aldığını duyarım
Hurisin, cennetim nerdesin?
Ah! Bırakın üzerine bineyim
Şu tatlı rüzgâr beni oraya götürsün!..
Çayın Tarih Dizini
1918 Dönemin, Halkalı Yüksek Ziraat Okulu
öğretmenlerinden Ali Rıza (Erten) bey, Kars, Ardahan, Rize ve Batum
gezisi raporunda Batum’da narenciye ve çay yetiştirildiğini gördü.
Rize’de işgal sırasında Ruslar tarafından saptanmış meteorolojik
verileri ele geçirdi.
1921 Ali Rıza bey, Yeni Ziraat Gazetesinde
gezi raporunu yayınladı, Rize’de çay ve narenciye yetiştirmeyi
önerdi. Ali Rıza beyin bu raporunu dosyalardan çıkartan Ankara
Hükümeti, “Şimali Şarki Anadolu ve Kafkasya’da Tetkikatı Ziraiye”
adıyla yayınladı.
1917 Rus devrimiyle birlikte Batum sınırı kapatılmış ve bölgede
işsizlik artmıştı. Ekonomik zorluk ve güven boşluğu vardı. Bölgede
eşkıya ve isyan olaylarıyla karşılaşan genç Ankara Hükümeti huzur ve
güven önlemlerinin alınması amacıyla Rize’ye bir heyet gönderdi.
Heyetin içinde Ziraat genel Müdürü Zihni Derin İktisat Bakanlığı
adına bulunmaktaydı.
Rize’de insanların huzurlu bir yaşama kavuşması için önce geçimini
sağlayacak bir ekonomik imkanın yaratılması gerekiyordu. Ekonomik
olanakları incelemek üzere Zihni Derin’e görev verildi. Derin, Ali
Rıza beyin raporunu Rize’deki komisyona okudu, uygulamayı başlatmak
üzere bir fidanlık kurulması kararlaştırıldı.
Zihni Derin, yörede yaptığı gezilerde evlerin önünde süs bitkisi
gibi çay yetiştirildiğini gördü. Bu fidanları Batum’a çalışmaya
giden insanların getirdiğini öğrendi
1923 Zihni Derin Ziraat Umum
Müfettişliğine getirildi. Çay ve narenciye fidanlığı kurmak üzere
Rize’ye gönderildi. Derin, Rize’ye hakim Garal (Karali) tepesinde 15
dekarlık araziyi fidanlık ve çay araştırma işine tahsis etti. İlk
çay tohumları Batum’dan bizzat Zihni Derin tarafından, sınırda
geçişi engellenmesin düşüncesiyle, bir baston içerisinde getirildi.
1924
Zihni Derin Ankara’ya döndü, kanun teklifi hazırladı ve bakanlığı
kanalıyla meclise sundu. 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayılı yasa;
“Rize vilayeti ile Borçka kazasında; Fındık, Portakal, Limon,
Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkında Kanun” adıyla yürürlüğe
girdi.
Çay Araştırma Enstitüsü
kuruldu ve Zihni Derin bu enstitünün başına getirildi. Portakal ve
mandalina yetiştirmede bir sorun olmadı. Satsuma mandalina fidanları
Rize’de yetiştirilip buradan Ege ve Akdeniz’e gönderildi.
1925 Türkiye’de çay yetiştirme tekniği ve buna ait bilgilerin
yetersiz olduğu düşünülerek Hindistan’da çalışmış iki İngiliz uzman
Rize’ye davet edildi. 2 yıl Rize’de kalan bu iki İngiliz uzmanla
yeterli gelişme görülmedi ve geri gönderildiler. 10 yıl umutsuzluk
dönemi başladı. Umutların kaybolmasında bu iki İngiliz’in rolü nedir
diye bir sorgulama yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.
Çay üretme işi 1935 yılında Başbakan İsmet İnönü
Rize’ye gelene kadar bekledi.
1935 İsmet İnönü bir yurt gezisi sırasında
Rize’ye geldi. Kendisine Zihni Derin’in çay araştırmaları anlatıldı.
İnönü Ankara’ya döndüğünde Tarım Bakanından yerinde inceleme
yapmasını istedi ve Rize’ye gelen bakan Zihni Derin’in diktiği çay
bitkilerini gördü, olumlu kanaate vardı. Tarım bakanı tekrar
Ankara’ya döndüğünde Ankara Ziraat Fakültesinden bir teknik heyeti
Rize’ye gönderdi.
Heyette bulunanlardan Prof.Dr. Şevket Raşit Hatipoğlu çay
yapraklarının kuru çay haline getirilmesi için Merkez Fidanlığında
yeni bir teşkilatın kurulmasına önayak oldu.
Daha sonraları Tarım Bakanı olan Hatipoğlu, “Türkiye’de Çay
İktisadiyatı” kitabını yazdı.
1937 İlk yaş çay elde edildi ve 138 kilo
kuru çay üretildi.
1938 Çay ve Fidanlıklar Müdürlüğü Teşkilatı
köylerde aktif çalışmaya geçti. İnsanları çay bahçeleri yapmaya ikna
etmek gerekiyordu. Mısırın getirisi ile çayın getirisi
karşılaştırılarak, köylerde öğretmenlik yapmış Yusuf Ziya Kotil’in
çabaları ile bir çok köy ikna edildi.
Yaş çaydan kuru çay elde etmek için kurulan basit atölyeler
genişletildi.
1939 815 kilo yaş çay alındı, 181 kilo kuru
çay elde edildi, 4 liradan satışa sunuldu. Satın alanlar daha çok
Rize dışından gelen Rizelilerdi; gittikleri yerde hediye ederek çayı
tanıtıyorlardı.
1940 Çay Kanunu çıkartıldı, Çay İşletmeleri
Tekel’e devredildi. Çay bahçelerine ruhsat alma zorunluluğu
getirildi.
Yaprak üretimi 2700 kiloya çıktı, bundan 600 kilo kuru çay üretildi.
Henüz çay bahçeleri yeniydi ve ürün düşüktü, üreticiyi teşvik için
50 gram 100 gram yaş çay bile alındı.
Dr.Mann ile Mr.Allen adında iki İngiliz uzman Rize’ye geldi.
Hindistan’da Çay Araştırma Enstitüsünden deneyimli bu iki uzmanın da
fikirleri alınarak, fabrika için İngiltere’yle bağlantılar kuruldu.
Savaş yıllarıydı, siparişler ancak 1946’da gelebildi.
1941 32916 kilo yaş çay toplandı ve bundan
2220 kilo kuru çay üretildi.
İstanbul’da, yıl sonuna
doğru yapılan Yerli Çayı Muayene sonuçları şaşkınlık yarattı.
Raporda, “sahte ve taklit” bir tür ot çayı olduğu yazıyordu. Raporu
yazan eksperin İranlı olduğu belirtilmişti.
1938’den beri Çay işletmelerinin başında bulunan
Asım Zihnioğlu endişeyle İstanbul’a gitti. Tekel Genel Müdürü Hürrem
Şener de İranlıdan şüphelenerek Cevizli Enstitüsü’nde baş kimyager
Kadri Gültekin’e tahlil ettirdi ve gerçek ve kalite çay olduğunu
öğrenince İranlıya yol verdi.
Paketler açıldığında odaya yayılan güzel kokunun çaya katılmış esans
olduğu düşünüldü. Karşılaştırmak için Tekel’in ithal ettiği çay
kutuları açıldı. Rize çayındaki aromanın ve çayın çok daha güzel ve
kuvvetli olduğuna karar verildi.
Hürrem Şener ve Asım Zihnioğlu, Eminönü Halkevi salonunda gazeteci
A.Emin Yalman’ın da aralarında bulunduğu oldukça kalabalık bir basın
toplantısı düzenledi, bu sırada demlenen çaylar gazetecilere ikram
edildi, onların da fikirleri alındı.
1942 Kuru çay üretimi 7001 kiloya ulaştı.
Gurbetçiler kendi bahçelerinde çalışmak üzere geri dönmeye başladı.
Fabrikalarda çalışmak isteyenlerin sayısı ihtiyaçtan fazla olmaya
başladı. Yeni atölyeler kurmaya devam edildi.
1943 Kuru çay üretimi 16790 kiloya çıktı.
Asım Zihnioğlu, Aralık 1943’de Hindistan ve Seylan’da araştırma
yaptı. Orada insanlar büyük topraklara sahip olan şirketlerin
gündelikçi işçileri olarak çalışmakta, Rize’de ise herkes kendi
toprağında çay üretmektedir.
Asım beyin kafasında, üreticilerin kooperatifleşmesi ve bu
kooperatifin kendi çay fabrikasına sahip olması fikri oluştu.
Kooperatifin geliriyle çayda kaliteyi artırma ve geliştirme
araştırmalarına mali kaynak da ayrılabilecek, hatta gübre temini ve
üretimi dahi kendi olanaklarıyla yapılabilecekti. Asım beyin
kafasındaki bu fikirler bir süre sonra onun yıpratılmasına neden
olacaktı. Halk kendisi üretip kendisi işleyecek ve kendisi
satacaktı, bütün bunların yan işletmeleriyle büyük bir sanayileşme
olacaktı ve buna izin vermeyecek iktidarlarla çalışmak zor olacaktı.
1946 İlk çay fabrikası temeli atıldı.
Fabrika sahasında ardı ardına sorunlar yaşandı.
Bu fabrika Rize’deki tek iş veren kuruluştu ve kendi yakınlarına iş
isteyen politikacılar yüzünden Asım bey yıpratılmaya başladı.
Fabrika inşaatının duvarına İnönü’ye övgü yazısı yazıldı, bundan da
Asım bey suçlandı. Belli ki birileri CHP ile DP arasını açmaya
çalışıyor ve Asım beyi de bu fırsatta yıpratıyorlardı.
Devletin çay fabrikası kurmasına ve işletmesine zorluk
çıkartılıyordu.
Çok partili hayatın Rize’ye en büyük zararı bu fabrika kavgaları
oldu. CHP ve DP arasındaki gerginlikler fabrikayı etkiliyor, Asım
bey kendi fikirlerini gerçekleştiremiyordu. Onun Çaycılar
Yardımlaşma Kooperatifi kurma konusundaki düşüncesi her iki
partideki dostlarını da kaybetmesine neden oldu. Ankara’ya,
Cumhurbaşkanına şikayet edildi. Rize merkez çay alım yerinin üst
katını Demokrat Parti’nin tutmuş olması dahi şikayet konusu edildi.
Çaycılar Yardımlaşma Kooperatifi kuruldu.
Kooperatife ortak olma kaydı getirildi, yüzde beş kesinti yapıldı.
Hindistan’da tüm çay işletmelerini içine alan bir birlik vardı,
İndian Tea Association adındaki bu organizasyon çaya ait sorunlarla
da ilgileniyordu. Birliğin Assam’da bir araştırma enstitüsü vardı.
Bu enstitüde her türlü bilimsel araştırma yapılır ve sonuçlar
işletmelere ulaştırılırdı. Ülkemizde ise çay bahçesi sahibi küçük
çiftçilerin birliğini temsil edecek bağımsız bir kooperatif böyle
bir görevi üstlenmeliydi. Bu iş için Çaycılar Yardımlaşma
Kooperatifi gerekliydi ve kuruldu. 1946 kampanya sonuna kadar bir
hayli ortak kaydedildi.
Üreticinin gelecekteki yararı için Asım bey tek başına her baskıyı
göğüslüyordu. Yüzde beşlik kesintiler Ziraat Bankasına yatırılıyor,
bu kesintiye itiraz edenler onu mahkemeye veriyor, özellikle
kadınlar karşısına çıkıyordu.
Bir gün bir grup kadın kooperatifi bastı. Tahrik edilerek
gönderilmiş olacaklarını tahmin eden Asım bey sükûnetle onlarla
konuştu. Çok bağıran bir kadının adını sordu, kesinti bordrosuna
baktı, bu kadının adı yoktu. Ona, “Sen şimdi git, seni buraya
gönderenlerden bağırma ücretini iste” dedi, diğer kadınlar da
dolduruşa getirildiklerini anladılar. Asım bey gruptan birinin adını
daha sordu, listeye baktı, onun 500 kuruş kesintisi birikmişti,
kadına 5 lira uzattı, “ben sana cebimden vereyim, ortaklıktan çıkma
“ dedi, kadınlar utandı, “yok yok beyim, olmaz” diyerek mahcup halde
çekildiler.
Bu yıl çayın babası Zihni Derin yaş haddinden emekli oldu.
1947 16 Haziran 1946 günü temeli atılan ilk
çay fabrikası 1947 çay kampanyası dönemine yetişti ve fabrika
çalıştı. Büyük heyecan vardı. Fabrikanın açılışına Ankara’dan
gelenlere ilk imalattan hediye paketçikleri verildi.
Sonra tatsız bir olay yaşandı: Ankara’ya dönüş için, Samsun’a kadar
vapurla gidilecekti. Grup Samsun’da inerken kolcular bavullarını
aramak istedi. Açılan bavullardaki çay paketlerini çıkarıp kolculara
teslim ettiler. Bu hiç hoş bir durum değildi. Bu ayıbı Ankara’ya
bildiren misafirlere çayları iade edilerek özür dilendi.
Bu tatsız olaya sebep olan ihbarcının hastane baştabibi operatör
doktor Muzaffer’in boşta gezen oğlu olduğu iddia edildi. Böyle,
toplumda refüze olacağı işleri gençlerin kendi başına yapmayacağı
düşünülmeliydi.
Kalite arayışları sürüyordu: Çayın kalitesini düşürmemek için 4 ton
kaba yaprak herkesin gözü önünde yakılarak imha edildi
1947 yazında Celal Bayar Rize’ye geldi ve fabrikayı ziyaret etti.
Beraberinde Yaşar Kemal’in de içinde bulunduğu kalabalık bir basın
heyeti vardı. Odada, Rize’ye has mısır yaprağından örülmüş hasır
koltuklarda oturuldu.
Bu yıl, ilk kez Çaycılar Yardımlaşma Kooperatifinin parasıylaazotlu gübre alındı ve üreticiye dağıtıldı. Kooperatif
rüştünü ispatladı ve güven kazanmaya başladı. Bundan sonra
kooperatife üye olmak isteyen gönüllüler arttı. Gelecek yıllardaki
birikimiyle tüm fabrikaları devletten devralarak üreticiyle
fabrikacıyı bir elde toplamak amaçlanıyordu.
Düşlenen olamadı. Beş on yıl sonra kooperatifte biriken paraya göz
koyanlar oldu. Biriken parayla ÇAYBANK kuruldu, fakat
işletilemedi, amaca uygun yönetilmedi, paralar başkalarına kredi
olarak verildi.
İnönü’nün ikinci ziyareti: İnönü savaş gemisiyle Doğu Karadeniz
gezisine çıkmıştı. Trabzon’dan karayolu ile Rize’ye geldi. İnönü,
eşi Mevhibe hanım ve kızı Özden’le birlikte ikram edilen çayların
tadım testi yapıldı. İnönü, Rize Halkevinde bir konuşma yaptı;
Stalin tarafından Kars ve Ardahan’ın istendiğini, gerekirse topyekün
savaşa hazır olduğumuzu anlattı. Bunun yıllar sonra Gürcistan
gazetelerinde çıkan bir yalan haberden kaynaklandığı anlaşıldıysa da
ülkeler politikalarını çoktan bu yalana göre çizmişlerdi.
1948 Çay bahçeleri çok genişledi. Tasarlanan
30 bin dönüm aşıldı. Fabrikalar gece gündüz nöbetleşerek çalışıldı,
her nöbette işçilerin başında bir ziraat mühendisi vardı.
Üretimin Trabzon’a doğru genişlemesi için istek vardı.
Rize’de güçlü bir zirai
teşkilat vardı. Budama ve toplama eğitimi programları üzerinde
duruldu. Hindistan ve Seylan’daki gibi verimi artıran damızlık bahçe
tesisi kuruldu. Ziraat teşkilatının başında deneyim ve ilke sahibi
Kazım Kartal, Selahattin Türüt bulunuyor, Mevlut Kinez ve Hızır
Nurik gibi değerli uzmanlar bahçelerden verimli sonuçlar alıyordu.
Asım beyin bir kız çocuğu
doğdu, adı YAPRAK oldu.
Lord Kinross Rize’de:
Trabzon İngiliz konsolosu Asım beyi telefonla arayarak İngiliz
diplomat ve yazar Lord Kinross’un Rize’de 4-5 gün araştırma
yapacağını, onu birkaç gün misafir etmesini, iyi bir otelde oda
ayırtmasını, onunla ilgilenilmesini istedi. Asım bey Kinross’a
İyidere, Of, Pazar, Çayeli, Pelivantaşı ve Selimiye’yi gezdirdi.
Kinross, bölge insanını canlı çevik ve hareketli buluyordu.
Kinross, bu havalide eskiden Ermeni yerleşim merkezlerinin olup
olmadığını merak ediyor, soruyordu. Bir yandan da “Siz Atatürk
devrimlerinin ve ekonominin öncülerisiniz” diye Asım beyi övüyordu.
Lord Kinross Rize’den sonra
Hopa’ya, oradan Ardahan’a ve Erzurum’a geçecekti. Asım bey Hopa’da
arkadaşı Fikri Kumbasar’ı arayarak bu diplomata yardımcı olmasını,
Hopa’dan sonra Ardahan’da güvenilir bir arkadaşıyla temas kurmasını
rica etti. Kinross Hopa’da sağı solu gezdikten sonra Sarp sınır
kapısına götürüldü. Fikri Kumbasar,Ardahan ve Erzurum seyahatlerini
programlamış olarak onu gönderdi.
Kinross, daha sonraki yıllarda, Doğu Karadeniz gezi izlenimlerini
Within Torosses adlı kitabında anlattı.
1950 Demokrat Parti seçim kazandı ve
DP il yöneticileri ellerinde bir listeyle fabrikaya Asım
Zihnioğlu’na gelerek bu listedekileri işe almasını istediler.
Müracaat tarih sıralamasına bakarak defterde 800 kişinin sırada
beklediğini söyledi ve kural dışı olan bu isteği reddetti.
Yeni tarım bakanı Tahsin
Coşkan ithal çaydan yana tutum sergiledi; “İthal çayın kilosunu 5
liraya satın alırken, Rize çayının Cideli vatandaşa on liraya
içirilmesini doğru bulmuyorum” dedi. Kendisi Kastamonu Cide
milletvekiliydi. Çayın maliyet sorununa çözüm getirmek yerine sekte
vurulma dönemi başladı.
Çayın babası Zihni Derin bağımsız Rize milletvekili adayı oldu;
Rizeliler ona bunu armağan vermek istediler. Hiç seçim propagandası
yapmasına gerek bile yoktu, Rizeliler onu çok seviyordu. Fakat
Demokrat Parti’nin çok hızlı esen “Yeter!” sloganı Zihni Derin’i
yenik düşürdü.
1 Ocak 1950’de çıkartılan yasa
ile Devlet Ziraat İşletmelerinin malı olan çay fabrikası Tekel’e
devredildi. Çay alım satımı ve işlenmesi Tekel’e geçti. Tekel katma
bütçeliydi, artık işletmenin bütçesi meclis kararından geçmek
zorunda kalacaktı. Bu da kararların ve hizmetin yavaşlaması
demekti.
1951 Çay konusuna yabancı olan Tekel
Bakanlığındaki ilgililere “ÇAY NEDİR” anlatma sorunu yaşandı. Bakan
Rıfkı Selim Burçak Rize’ye gelerek ihtiyaçları yerinde tespit etti.
Çay konusunun Tekel bünyesinde anlaşılması için Asım bey bu ziyarete
önem verdi, yaş çay üretimi artmış ve yeni çay fabrikalarına ihtiyaç
vardı.
Aynı bakan, çay mevsimi sona ererken, tam mevsimlik işçilerin işten
çıkartılacağı zamanda, özel kalem müdürü aracılığıyla bir
arkadaşının yakınını işe alması için Asım beyden ricada bulunacaktı.
2 Mart 1951’de çıkarılan bir yasa ile 35 bin dekar daha çay bahçesi
kurulması yetkisi alındı ve çay dikim sahası Trabzon’dan Sovyet
sınırına kadar genişledi.
Daha sonraki yıllarda 6133 sayılı yasayla 70 bin dekar daha eklendi.
Son olarak da isteyenin çay bahçesi kurması kolaylaştırıldı (tahmini
olarak 1980 sonrasında). Bu kontrolsüz büyümeyle, çayda devlet
kontrolü zayıfladı ve yeni fabrikaların nereye kurulacağı gibi kaos
dönemi başladı. 1980 sonrasında özel sektörün fabrika kurmasına izin
verildikten sonra halkçı devletçi çay politikası kalmadı, üreticiyi
koruma bitti. (1995 rakamlarına göre yörede 210 bin ailenin 760 bin
dekar çay bahçesi bulunmaktadır.)
1953 Çay Kongresi toplandı. Çay bahçelerinin
Ordu ve Giresun’a kadar genişletilmesi, yörede fındık yerine çay
ekiminin özendirilmesi gündeme getirildi. Bu önerilere meteorolojik
nedenlerle karşı çıkan Asım Zihnioğlu oldu. Rize’de ilkbahar ve yaz
aylarında yağış otuz yıllık ortalamaya göre 1276 kg iken, Giresun’da
632 kg idi.
Rize dağlarına yağmakta olan karın çay zararlılarını ( kara leke
hastalığı ve kırmızı örümcek) yok ettiği, bu nedenle zirai ilaç
kullanılmadığı ve bu nedenle Rize çayının dünyada çok özel bir
kalitede olduğu, aromasının bu nedenle üstün olduğu Asım bey
tarafından anlatıldı. Ekim alanının genişletilmesiyle bu kalitenin
de korunamayacağını anlattı.
Kongreye katılanlardan Trabzon milletvekili Hasan Saka, Asım beyin
konuşması üzerine “Şimdi anlaşılmıştır ki bu iş uzmanlar tarafından
kararlaştırılacak bir konudur” dedi ve kongre başkanı Nedim Ökmen
bunun üzerine “Uzmanlar burada, öğleden sonra toplanabilirler”
dedi. Öğleden sonra toplantıya Asım beyden başka kimse gitmedi ve
böylece kongrede bir karar alınmamış oldu.
Fakat, ertesi gün gazetelerde yer alan haberden anlaşıldı ki,
kongrede alınacak kararı Tarım Bakanı önceden belirlemiş ve
gazetelere vermişti: “Tarım Bakanlığı’nda toplanan Çay Kongresi’nde
Giresun ve Ordu vilayetlerinde de çay ziraati yapılmasına karar
verilmiştir” yazıyordu.
Bu sahte karardan sonra bölgede dikim için avanslar verildi,
bahçeler hazırlandı, dikimler yapıldı ve sonra beklenen ürün
çıkmayınca üreticinin hevesi kendiliğinde kesildi. Yörede
yetiştirilen fındık tarımı çok daha az zahmetli olduğu için çaya
pek rağbet olmayacağı açıktır.
Dünya kalitesine ulaşıldığının belgesi:
1953’ün ürün raporları çayımızın dünya kalitesine ulaştığını
gösterdi. Dr.Mann aracılığıyla Londra çay otoritelerine ulaştırılan
ürünler hakkında verilen raporda şöyle yazıyordu:
“Eğer Türkiye bu nitelikteki çayını Avrupa
piyasasına sürebilseydi, bu Hindistan ve Seylan çayı için ağır bir
darbe olurdu.”
1953 sonuna doğru, yakında
yapılacak olan 1954 seçimlerinin baskısı Rize’de iyice yoğunlaştı.
1950 yılından beri süregelen anlaşmazlıkların çözümü iyice zor
görünüyordu. Asım Zihnioğlu DP’nin yanlış çay politikalarına tek
başına direnemeyip Rize’den ayrıldı. Böylece çay ve çay üreticileri
büyük koruyucuları Asım Zihnioğlu’suz kaldı.
1954 DP seçimleri kazandı, kart yaprak
alımlarına göz yumularak kalite düşürüldü.
Benzer şekilde tütünde kalite düşürüldü; Tekel tütün fabrikalarında
tütünler çürümeye bırakıldı, daha sonra tekrar kurutularak sigara
yapıldı, bu yolla Türk tütününün kalitesi düşürülerek dış piyasada
rekabet gücü zayıflatıldı.
1955 Londra’ya gönderilen 1955 ürünü Rize
çayı örneği pek iyi bir not almadı.
1956 Asım bey, Tekel Bakanlığı tarafından
kalite stajı için 6 aylığına Londra’ya gönderildi. Buradayken
Londra’da çay borsasına da gözlemci oldu. Diğer Avrupa ülkelerinde
de bir hayli incelemelerde bulundu.
1957 Asım bey Avrupa dönüşünde İstanbul
Cevizli’de Çay Kontrol Laboratuarı kurdu. Artık Rize’den uzaktadır,
üretimin içinde değildir.
1960 Asım bey Çay Fabrikaları Genel
müdürlüğüne atandı. Kaliteyi yeniden yakalamak için çay alımlarında
yeniden kurallara uyulma dönemini başlatabileceğini hayal etti. Eski
çalışma arkadaşlarıyla işbirliği yaparak yeniden yaprak kalitesine
ulaşma çalışmalarına başladı.
1961 Yaş çay yaprağı alımları başladığında
3-4 yıldan beri kaba ve kart yaprak alımına göz yuman tutuma alışmış
olan üreticiler fabrikanın bu yeni tutumuna karşı çıktılar. Bir grup
üretici Rize valiliği önünde protesto gösterisi yaptı.
Ankara’da buluna yeni askeri yönetime bilgiler nasıl
ulaştırıldıysa, bu protestoyu kışkırtanların ortaya çıkartılması
değil, protestoya neden olanların görevden uzaklaştırılması emri
geldi. Asım beyin, Tekel idaresinin başına getirilen General İbrahim
beyle bizzat konuşması da bir işe yaramadı; “Bu bir emirdir”
yanıtını aldı. Ahmet Tosun, Mustafa Yol, İzzettin Sallı, Kazım
Kartal ve Selahattin Türüt gibi deneyimli ve işi bilen ne kadar
yönetici varsa tasfiye edildi.
Deneyimli uzmanların
işbaşından uzaklaştırılmasıyla birlikte üreticiler budama
bıçaklarıyla çay toplamaya kavuştu!
Bir süre sonra yanlışların
fark edilmesiyle kısmi düzenlemeler yapıldı, Prof. Mithat Özsan’a,
Orhan Minisker’e ve çıkartılan eski yöneticilere yeniden görev
verildi.
1964 40 yıl kutlamaları yapıldı. Çayın Rize
toprağına bilinçli olarak dikilmesinin 40.yılı doluyordu.
Çay fidanını 1924’de Batum’dan getirip Ziraat Bahçesine diken Zihni
Derin ve ondan sonra 1935’den beri çaya emek veren Asım Zihnioğlu
törene davetliydi. Çalışma Bakanı Bülent Ecevit oradaydı.
Tören alanına valinin
arabasıyla getirilen Zihni Derin arabadan indiğinde şoförün arabayı
geriye doğru sürmesiyle ona çarpmış yere düşürmüştü. Töreni bırakıp
onu acilen Trabzon’dan uçakla Ankara’ya hastaneye götürdüler. Onun
Rize’yi ve çay bahçelerini son görüşü bu oldu.
1965 Adalet Partisinin Tekel Bakanı İhsan
Toplaoğlu, “Üreticiye sıkıntı vermeyin. Seçtirilen bu yapraklar da
üründür” dedi. Merkez müdürü Orhan Minisker bakana “Bunu yapamam;
istifamı veriyorum” cevabı verdi ve ayrıldı. Diğer değerli uzmanlar
yeniden uzak görevlere sürüldü.
Asım Zihnioğlu, 1995’de yazdığı “Bir Yeşilin
Peşinde” adlı kitabın 142. sayfasında, Adalet Partisi dönemini
anlatırken şu yorumu yapar:
“Eğer bir ürün beğenilir sevilir, aranan nitelikte
olursa piyasadaki yeri sağlam olur. Aksi halde piyasa ondan kaçar.
Nitelim durum çoktan beri ikinci yola yönelmiştir. Ayrıca bu nedenle
dış piyasa da kaybedilmiştir. İç piyasa ise giderek ithal çaya doğru
yönelmektedir. Bunun nedeni bellidir. Yapılan hatalar silsilesi,
vurdumduymazlık ve sadece günü kurtarma düşüncesi bu güzelim ürünü
istenmez hale getirmiştir.
Özellikle Gümrük Birliği’ne girdiğimiz bu dönemde
ürünlerimizi serbest piyasada satabilmek için en iyisini, en
güzelini üretmek zorundayız. Yurdumuza girecek ithal çaylar tümüyle
iç piyasayı kaplayabilir.”
Asım Zihnioğlu, sözü edilen kitapta, yukarıdaki yorumu yaptıktan
sonra, çay fabrikalarının Tekel’le ilgisi kesilip onun yerine
kurulan ÇAYKUR’un da kaliteye yönelik hiçbir çaba göstermediğini,
üstelik sıkıntılar yarattığını, çözüm için Kamu İktisadi Kuruluşuna
ihtiyaç olduğunu, kontrolsüzlüğün çay bahçelerini çalılık haline
getirdiğini yazar.
1968 İran’da CENTO yönetimi tarafından Çay
sempozyumu düzenlendi. Bu toplantıya Tarım Bakanlığı adına Mithat
Özsan, ÇAYKUR adına Mevlüt Kinez, Tekel Genel Müdürlüğü adına da
Asım Zihnioğlu katıldı.
1992 Türkiye İktisadi Araştırmalar Vakfı ve
ÇAYKUR işbirliğiyle Çay Semineri yapıldı. Çaya alternatif ürün
olarak kivi üreticiliği ilk kez bu seminerde dile getirildi.
Demek ki, çayın yerine başka ürünlerden söz edilmesi dönemi
başlıyordu. Oysa kivi için başka uygun bölgeler vardı. Çayın kesin
sonunu getirmek isteyen bir anlayış kendini göstermeye başlamış
demekti.
1980- 2007 ve Son Durum:
1980 Askeri yönetimi
tarafından geçirildiğimiz çayı piyasaya devretme sürecinde “çayda
son” açıkça görülmeye başladı. Fabrikalarda sık sık yöneticiler
değiştirildi, yolsuzluk davarı açıldı, ceza alanlar oldu, vb.
1947-1953 döneminde ulaşılan dünya kalitesine bir daha ulaşılamadı.
ÇAYKUR’a devredilen Çay İşletmeleri devletin merkezi denetiminden
kopartıldı. Bu denetimsizlik özerkleştirme adı altında yapıldı.
Çaykur özel şirketlerle rekabete zorlandı ve yıpratıldı.
Özel sektöre üretim ve satış izni verildi. Alana yabancı tekeller
girdi.
“Kota” denilen sınırlı satış
getirildi. Tarladaki ürünü ve üreticiyi esir alma dönemi başladı.
Çay üreticisi elindeki çayı satamaz oldu, özel fabrikalara çay
satmaya zorlandı, sattığı çayın da parasını alamaz hale geldi ve
Rize deyimiyle “Çay oldu kaybana!” (Kaybana olmak; baş belası
haline gelmek)
11 Mayıs 2007’de Rize’de İşçi Partisinin seçim kampanyasını
başlattığı büyük Çay Mitinginde üreticilerin talebi şunlar oldu:
-Kaçak çay girişi önlensin!
Özel şirketler kaçak çayla karıştırıp iç piyasayı kapatıyor!
-Özel fabrikalar para
vermiyor! Özelleştirme iflas etmiştir! Özel fabrikalardan beş yıldan
beri para alamayanlar vardır. Bu özel fabrikalar kapanmanın
eşiğindedir, bunlar üreticiye parasını vermeden kapanırsa büyük kriz
yaşanır!
-Artık çay para etmiyor.
Toprağımızı yarılığa bile veremiyoruz, üçte bire bile razıyız alan
yok!
-Kota uygulaması istemiyoruz.
Bu yıl zaten soğuktan çay yandı, çaylar yaprak vermiyor!
- AB ve ABD dayatmalarından bıktık. Ülkemize de çayımıza da kimseyi
karıştırmak istemiyoruz!
2008 Tekel fabrikaları satılmaya ve bu yolla
kapatılmaya geçildi. Çaykur’un satışı ve bu yolla çay fabrikalarının
kapatılması Rizeli Başbakan R.Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından IMF
programı içerisinde verilen sözlere yapılan anlaşmalara bağlı olarak
gerçekleştirilmek istendi. Üreticinin ve işçilerin tepkisi
meydanlara yansıdı. Direnme kararı alan Tek Gıda İş sendikasına
karşı hükümet yanlısı olduğu bilinen bir sendika yöneticileri bu
direnişi kırma yönünde çabaya girdi. 2008 yılı içinde ABD’ye verdiği
sözleri tutacağını açıklayan başbakan ve maliye bakanı, Çaykur’u
satmayı gerçekleştirirse, bu, çayı ve Rizeli çay üreticisini yine
Rizeli bir başbakanın eliyle mezara gömmek olacaktır.
Sonuç olarak:
-Çayın babası Asım Zihnioğlu’nun önerisi olan KAMU İKTİSADİ
KURULUŞU bugün de tek doğru çözüm görünmektedir.
-Görünen odur ki, bugün çay
politikaları vatanımızı parçalamak isteyen AB ve ABD merkezleriyle
birlikte belirlenmektedir. Dünya Bankası bu noktada baş rolü
üstlenmiştir.
-1925’de iki İngiliz uzmanı işin başına getirmekle 10 yıl duraklama
yaşandığını bir daha anımsayalım.
-Çayın tarih dizinini hazırlarken dikkatimi çeken bir nokta da şu
oldu: Tadım Testlerinin İngiliz uzmanlarına yaptırılmasının
sonuçları sadece kalitenin dünyadaki yerini belirlemiyor, aynı
zamanda İngiliz gizli servislerine Rize çayının önünün kapatılması
doğrultusunda politikaların belirlenmesi için bu yolla veri
topluyor. (Benzer şekilde okullarımızda uluslararası karşılaştırmalı
testler yapılmaktadır. Bu testlerin açıklanan sonuçları üzerinden
Dünya Bankası eğitimi daha aşağıya çekecek yeni plânlar
hazırlamakta, YÖK Dünya Bankası Dairesi aracılığıyla bu planlar
işletilmektedir.)
-Çayın Tarih Dizini ile Türk Devrim Tarihimizin gösterdiği
paralellik dikkat çekicidir:
Çayın kalitesi yükseliyorsa, üreticinin yüzü
gülüyor, Türk Devrimimiz ilerliyor ve yükseliyor!
Çayın kalitesi düşüyorsa, çay üreticisi diz
çöküyor, Türk Devrimimiz rotasından saptırılıyor ve geriliyor!
Öyleyse Türk Devrimini saptırıldığı yerden alıp
doğru rotasına sokmak, çay üreticisinin kendi refahı için ve
ülkemizin ilerlemesi için önündeki acil görevdir. Emperyalizme karşı
direnmek ve yeniden topraklarımızı bu tehditten kurtarmak çayın ve
çay üreticisinin kurtuluşu olacaktır.
Kaynak: Asım Zihnioğlu, “Bir Yeşilin
Peşinde”, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 1998