Değerli okurlarıma Haluk Tarcan
imzalı aşağıdaki yazıyı sunmak isterim.
Son yıllarda yapılan bu tür
çalışmalar kafalardaki bir çok soruya yanıt vermektedir. Doğu
Karadeniz bölgesine bir zamanlar istilacı olarak gelmiş olan
Romalıların buraların yerli halkı olmadıklarına dair
yazdıklarımı okumuş olanlar, aşağıdaki yazıyı şimdi ilgiyle
okuyacaklardır.
TÜRK KİMLİĞİ
Türk Kimliği
bir prizmaya benzer, pırıltılar içinde çok yüzlüdür.Bu prizmanın
yüzeylerini sıralamağa en önemlisinden başlayalım :
TÜRK
KİMDİR ? :
·Tarihi başlatan
kültürün sahibi olan halktır …
Tarih
yazıyla başlar …Bizi tarihten silmek isteyen Batılı, bu tarifi
vermiştir.Yazıyı bulan Ön-Atalarımızdır , öyleyse, bir başka
kimlik tarifi daha ortaya çıkacaktır.
·Yazıyı bulmuş
olan halktır.. .
Yazıyı bulmuş olduğuna göre
·tarihte ilk kere
okul açmış olan halktır.
Okul ve yazı var olduğuna göre bunu akademik seviyeye
yükseltmişler ve tarihte düzenli düşünce sistemi sitelerini
·ÏB-İS BOLIQ’ları,
yâni üniversiteleri kurmuş olan halktır .Orada , ÏSIZ
OYIBIZ QUL’lar, rahipler, BUĞUN TUR’larda ,rahipler
meclislerinde ,Tanrıdan geliş O’na dönüş konusunu
tartışmışlar bu kavramları
·Gök kültü, güneş
kültü ve Ateş kültü
ile açıklamağa çalışmışlarsonuçta TÜRK KİMDİR sorusunu
, bu kere,
·Felsefî
düşünceye varmış,
Gökyüzü / Yeryüzü sorunlarını çözmeğe çalışmış ve
·Astro Fizik’e
ilk adımı atmış, olan halktır diye yanıtlamak gereğinde
kalırız.
Bu yüksek
düşünceyle, sistem kurma ve organize olma nitelikleriyle
·İlk Siyasal
kuruluşları gerçekleştirmiş,
·İlk kentleri
kurmuş olan halktır.
Sorunlarını
birlikte çözmek için, ATALAR RUHUNU TEMSİL EDEN
·KURULTAY’ları
Tarihte ilk kere organize eden,
gene At-ATA’larının(başkan, lider ,önder, imparator)
seçilmesi fikrini
·SEÇİM sistemiyle
Tarihte ilk kere gerçekleştirmiş ve bu şekilde ,
·DEMOKRASİ’ye ilk
adımlarını atmış olan halktır.
Ateş
kültünün gereği “Halkına iyi hizmet etmiş kişinin ateşe
verilmesi” merasimleri ve bu merasimlerin “müzikli bir
ziyafetle” sona ermesi
·Tiyatroyu ilk
organize etmiş halk diye tanımlanması gene Türk Kimliği
çerçevesine girer.
Yazıyı taşa
, duvara vuran, 6 metre yüksekliğinde taşları yontarak onlardan
dikilitaşlar oluşturan, Ön-ata kişileri, bu büyük uygarlıkta
ressam ve heykeltraşların varlığını da ortaya koymaktadırlar. Bu
şartlarda, Türk Kimliği için,
·Uygarlığında
San’at’ın büyük yeri olan halktır, demek doğru olacaktır. Plâstik
san’atlara,
Ateşe verme
ziyafetinde,– büyük bir olasılıkla Yunana ait olduğu sanılan-
LİR adlı çalgı eşliğinde müzik yapıldığına göre
·Müzik san’atını
da katmak gerekecek.
Karşımızda,
bu büyük uygarlığı yaratmış büyük bir kitle vardır ve bu kitleyi
oluşturan kişiler birbirlerine, bu büyük uygarlık ve bu
uygarlığı dili olan Türkçe ile bağlıdırlar.
Türk
kitlesini - ırkını- demiyoruz Türkleri “Türkçe konuşan
kitle” diye tarif etmişlerdir. Fakat, o dilin doğduğu
uygarlıktan söz etmemişlerdir. Bunun sonucunda da, kafalarda
Türklerin değersiz bir kitle, bir sürü olduğu görüntüsü ortaya
çıkmıştır.
Türk, dış
görünüşüne bakılırsa, ağır ve uyuşuk bir hâl arzeder. Fakat, bir
tehlike anında,
·içinde atalardan
gelen binlerce yılın deneylerinin oluşturduğu kinetik, birikmiş
enerjisi inanılmaz bir kudret olarak ortaya çıkar ve
·birbirlerine
inanılmaz bir şekilde kenetlenirler ve hârikalar
yaratırlar…bağımsızlık savaşı gibi… Yeter ki, inanılacak bir
lider ortaya çıksın ve başa geçsin!.Yeni bir tarif daha ortaya
çıkmıştır :
·tehlike anında
kenetlenmesini bilen ve ölümü hiçe sayan halk!..Bu
niteliğe dikkatimi, Profesör Jean Paul Roux , çekmişti.
Atasözleriyle ifade etmek istersek .
·Türk, BIÇAK KEMİĞE
DAYANINCA harekete geçer
·Türk, KURU
GÜRÜLTÜYE PABUÇ BIRAKMAZ…. 1970’li yıllarda iki karşıt gurup
arasındaki çatışma kitleyi – her gün ölü verilmiş olmasına
karşın – iş isyana sürükleyememiştir. Örneğin, kitle, İspanya
iç savaşı gibi bir savaşa asla sürüklenmemiştir çatışma, birkaç
bin kişi arasında geçmiştir.
Çok kısa
olarak gördüğümüzü bu çok yönlü uygarlığı DNA testleriyle tahrip
etmek isteyenler
·Türkleri,
kimliği bilinmeyen, tarihte geç ve tecrübesiz kalmış bir halk
sayarak yola çıkmışlardır.
DNA
araştırmalarına , hele İTÜ’den, California’da Türkleri öğrenmeye
çalışmış Timuçin Binder’in ileri sürdüğü fikirlere güven
duymamıza imkân yoktur.. Çünkü bu araştırmalar,
·istihbarat
servislerinin güdümündedir ; ABD’nin Siyasi projelerine göre
üretilmektedir.
Türk geni
yoktur diyenler, Acaba, Fransız, İngiliz , İtalyan genlerinden
hele, bir Amerikan geninden söz edebilirler mi?
Anadolu’ya
gelelim : Mademki Anadolu’da 40bin yıldan beri ilk ahaliyi
teşkil eden kişiler var , acaba, bunların gen’ini tespit
edebilmişler midir? Herhalde 40 bin yıllık bir halkın çok
karakteristik bir gen’i olacaktır!... Açıklanmasını rica deriz…
İlk
yazımızda belirttiğimiz gibi, daha tarih öncesinde insanlar
arasında kan karışımı başlamışken, binlerce ve binlerce yıl
sonra, ayni gen’e sahip, bazı öbekler ya da ada’lar
bulunabilir o kadar…
Biz Türklere
gelince önce şunu bilmeliyiz ki,
·ADN, kan’ın çeşitli
kimyasal terkibini ,bilimdiliyle kromozonları tespit eder ve
bunun okunmasını bilir.
Ama Biz
·Evrensel
uygarlıkların kökeninde olan bir millet olarak,
Kan dediğimizde ,
·Kanımıza
geçmiş olan EVRENSEL UYGARLIKLARIN KÖKENİNDE OLAN KÜLTÜRÜ ve bu
kültürü seslendiren DİL’i anlayacağız.
Atatürk,
·Sahip olduğun
kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur dediğinde , kan’da
mevcut olanın
·Ön-Türk kültürü
ve uygarlığı olduğunun günümüzde ortaya çıkmış olduğunu
bileceğiz…
Türk dili
sınıflandırılırken onun 41 lehçe 8 gurup ve iki daldan oluştuğu
gösterilir. (Ettore Rossi, le civilta dell’Oriente Casini, 1957,
Roma)
41 lehçenin
ait olduğu Türklerin her birinin ayrı adı vardır. Ve bunların
içinde biz,
·OĞUZ Türkleri
kendimize Türk adını esas ad olarak almışız, ama biz
OGUZ’larız..
Kazak,
Kırgız, Çuvaş, Tatar vb… hepsi Türk kitlesini oluşturur ve hepsi
Türkçe konuşurlar .Bu Türkçe’lerin aralarında ayırımlar
gösterirler ki bu da, coğrafî şartlar nedeniyledirler.
İtalya’ya
yerleşmiş olan
·Etrüskler,
Qamunlar,
·Fransa’ya yerleşmiş
olan Oduq –Ël’ler,
·Mezopotamya’daki
Sümerler ki, kendilerine Kenger dedikleri ortaya çıkmıştır.(Ünal
Mutlu, DünyaUygarlıklarında Türk Dili ve
kenger Uygarlığı)
hepsinin dilleri Türkçe’dir ve onları bir
·Türk kitlesi haline
getiren
·Ön-Türk
uygarlığıdır.
Tüm kıtalara
yayılmış olan Türklerin kanlarının Kimyasal terkibinin ayni
kalmasına imkân yoktur. Ama,
·Göçmen
olarak (göçebe değil) gittikleri yeni topraklara,
·kanlarında en
eski kültürün varlığını
ispat eden dilleri, yazıları ve bu yazıların içeriği olan
kavramları ile yerleşmişler ve daima
·DİP KÜLTÜRÜ
oluşturmuşlardır.
Doğal olarak
bazı istisnalar vardır şöyle ki, ABD yönetimi,
·Kürtleri,
Türklerden ayırmak ve onlara ayrı bir etnik kimlik verip Türkiye’yi parçalamak
için, Van’ın Muratlı kasabasından aldıkları DNA örneklerini,
İtalya’da – sanırım MURLU kasabası - kendilerinin Etrüsk
olduklarını iddia den bir bölüm halkın
·DNA örneğiyle
karşılaştırma stratejisi uygulamışlardı. Geçen yıllarda olan bu
kıyaslamaya kadar Etrüsklerin Türk olmadığı, özellikle bizim
tarihçilerimiz tarafından iddia ediliyordu.. Ve de iki yıl önce,
·her iki halkın DNA
örneklerinin eş çıkmaları ile,
·Kürtlerin Türk
olmadığını ispat etmiş
oldular : Böylece Doğu Anadolu’yu parçalamak yolunda DNA
testiyle büyük bir adım atmış oldular… Olduklarını sandılar…
Ama,
·1970’de Mirşan’ın
120 Etrüsk metnini okuyarak Etrüsklerin Türk olduklarını ispat
eden bulgularına dayanarak, bizim yıllar önce Kembriç ve
Stanford Üniversitesi ilgililerinin dikkatlerine sunduğumuz
“Etrüsklerin Türk olduklarını açıklayan makalemizi” esas almış
olarak geçen yıl,
·Etrüsklerin DNA
testi sonuçları %97 Türk oldukları ortaya çıktı.
Ayni şey
Anadolu’da da yaşandı. Burdur’un yakınlarındaki Ağlasun(
Sagalassos) da Grekleri arayan Belçika Leuven Katolik
Üniversitesi öğretim üyesi prof.MarcWaelkens
üniversitesi, kazılarda ortaya çıkan bir iskeletle “atalarımızın
iskeleti” diye eğlenen Ağlasunlu işçilerin sözlerini ciddiye
alıp uyguladığı DNA testi sonucu, iskeletin gerçekten Türk
olduğu ve yaşının 3000 olduğu ortaya çıkmıştır (Ö.İnce, Hürriyet) Demek ki,
Grekler bu yörede istilâcı olarak bulunmakta idiler
buranın esas halkı Türk halkı idi.
Sayın
Araştırmacı Timuçin Binder Anadolu Türk tarihini 1071 tarihli,
kökenden mahrum eksik ve yanlış Resmî Türk tarihi diye
bildiğinden DNA’nın verdiği %10-20 Türk oranını bu bilgiye
göre yakıştırmış olacak, sanırız ?
Anadolu
tarihine dönelim: Bu tarih, iddia edildiği gibi, 40 binlerden
çok daha önce 9 milyon’da yaşamış olan adına ANKARAPİTEK
verilmiş olan bir homonoid, yarı insan / yarı maymunla
başlar.
Bundan sonra
(- 15-0nbeşbinlerde) profesör Ersin Alok’un Doğu Anadolu’da
bulduğu Ren geyiği fosili ile Orta Asya’dan göçlerin ilk sinyali
verilir.
Sayın
Binder orta Asya’dan göçlerin efsane olduğunu California
Üniversitesinin öğrettiği Türk tarihine göre ileri sürüyordu ;
Bu iddia gerçekten Dünya Tarihi bakımından, halk deyimiyle,
“gözlerin içine baka baka bilimden utanmadan söylenmiş çok büyük
bir yalandır.”
·Ayni üniversite,
Türklerin, tarihte geç kalmış, genç bir halk oldukları,
öğrettiklerinin başında bulunuyordu.(prof.S.Akşin, Cumhuriyet)
Orta
Asyadan göçler, dünya tarihinde en büyük sonuçlar yaratmış çeşitli dönemleri , Avrupa,
orta doğu , Uzak doğu ve Amerika kıtalarına yayılmış olan seri
halinde insan kitlelerinin dalgalanmasına neden olmuş, önemi
insanlık tarihi bakımından birinci derecede olan göçlerdir..
Önce ,
·Buzul döneminin
hemen kuzey yarım küresini dondurması sonucu ilk göçler
başlamıştır.
· Buzul döneminin 12
binlerden başlayarak buz kitlelerinin erimesiyle büyük su
baskınları, binlerce ve binlerce kilometre ovaların sular
altında kalmaları sonucu Orta Asya’dan kaçan yazı sahibi
göçmenÖn-Atalarımız (göçebeler değil) yüksek
vadilere sığınmışlardır. Bu arada Doğu Anadolu Yüksek yaylâsına
dalgalar halinde(ufak piknik gurupları değil) yerleşmişlerdir ;
Öteki yönlerde gittikleri ve yerleştikleri kıt’aları geçiyoruz.
Bu, yeryüzü
ölçüsündeki son üçüncü felâket de
·8 / 7’nci binlerde
sürekli kuraklıklarla, iç denizlerin, göllerin , akarsuların
kuruması sonucu yeniden büyük insan kitlelerinin
dalgalanmaları…Ön-Ataların Batıya göç edip Tuna deltasından
Balkanlar , ve bu yolla boğazlardan Anadoluya, Avrupa da su
yolların ve vadileri izleyerek “süper entellerimizin alay ettiği
benzetme”yi gerçekleştirerek,
·bir kısrak başı
gibi Orta Asya’dan Atlas okyanusuna uzanmışlardı.
Son yıllarda
bu konuda yayınıyla büyük olay yaratmış olan André Martinet’nin,
Steplerden Okyanuslara (des steppes aux Océans, Payot,1986)
yapıtını tavsiye edebiliriz. Martinet, Kurgan halkının
büyük ve ezici dalgalar halinde Orta Asya’dan kopup Atlas
okyanusuna vardığını , biner yıllık dilimler ve şemalarla
göstermektedir. Bu arada, Hazar’ın doğu ve batısından Anadolu,
Mezopotamya ve İran yaylâsı yoluyla Hindistan’a kadar uzandığı
da gösterilmiştir.
…QURGAN’ın
Ön-Türkçe, OQ (halkı) mezarı demek olduğunu da
ilâve edelim.
Bu konuda
bir öteki yapıt ,G. Dumezil’in çalışmalarını içerir…Bu
çalışmalarda, adını vermeksizin , Orta Asya’dan göçedenlerin
ağır, fakat bir hükûmet yönetiminin gerektirdiği disiplinli
bir şekilde yaptıkları göçlerden söz eder.
Asıl Efsane
olan(!), bu büyük dalgalar halinde göçlerin, çok sayıda filme
konu olabileceği bir dehşet’i ifade eder olmasıdır.
Halûk
Tarcan, Bilimsel
araştırmacı(CNRS /Sorbon 6’ncı seksiyon)dan
Gelecek yazı
Türk adının doğuşu ve orta Asya’da taş döneminde ilk konuşulan
dil…
Bu makale
için (Evrensel uygarlıkların Köken kültürü Ön-Türk Uygarlığı ,
kitap 1A’nın 37…64’ncü sahifelerine bakınız)isteme
adresleri : Mehmet Savaşan, 0212.345.67.75… /… tarcanhaluk@gmail.com
: 0212.356.3011.
Sayın
okurlarıma, 2008’in gönüllerince olmasını dilerim.